CUMHURİYET DÖNEMİNDE ROMAN VE HİKAYE

Posted: Ocak 2, 2013 in 12. sınıf edebiyat
CUMHURİYET DÖNEMİNDE OLAY ÇEVRESİNDE OLUŞAN EDEBİ METİNLER/ANLATMAYA BAĞLI EDEBİ METİNLER (Word belgesi olarak indir)

A-MİLLİ EDEBİYAT ZEVK VE ANLAYIŞINI SÜRDÜREN ESERLER    

ROMAN-HİKAYE

-Roman, yazınımıza Tanzimat döneminde Batı’dan gelmiştir.(Daha önce halk hikayeleri, meddah hikayeleri, dini ve destani hikayeler, mesnevi… vardır)

-Romanda karakter: eserlerde olumlu ve olumsuz yönleri ile verilen, kendine özgü, çok yönlü kişilerdir. Olay örgüsünde yaşanan gelişmelere bağlı olarak sürekli değişirler. Sadece kendilerine özgü nitelikleriyle metinde yer alırlar. Dış görünüşlerinin ötesinde iç yaşamları da vardır. Aşkı Memnu; Bihter, behlül

-Romanda tip: Belli bir sınıfı ya da belli bir insan eğilimini temsil eden değişmez özellikler gösteren kişilerdir. Tipte kahraman tek yönüyle ele alınır. Sevecen tip, alıngan tip, kıskanç tip gibi bireysel  olmaktan çok başkalarında da bulunan ortak özellikleri yansıtır ve o yönleri özellikleri vurgulanır. Böylece ele alınan kahramanlar “genel”leşir. Belli bir düşüncenin veya topluluğun zihniyetini temsil ederler. Bazı davranışları ve ruh hallerini abartılı biçimde üzerinde toplarlar, hangi ortam olursa olsun tek fikrin ve niteliğin sembolüdürler.  Yalınkat kişilerdir. İntibah; Dilaşub, Mehpeyker, Ali bey…. Vatan yahut Silistre: İslam bey

Roman türleri:

Konu bakımından:

1-Pikaresk roman: Gezgin, serseri, beş parasız insanların yaşadıkları maceraları anlatır.

Daniel Defoe – Talihli Metres,   Thomas Mann-Dolandırıcı Felix Krull’un İtirafları

2-Tarihsel roman: Cezmi, Devlet Ana, Küçük Ağa, Walter Scott-Waverley, G.Flaubert-Salambo

3-Duygusal roman: İntibah, Dudaktan Kalbe, Genç Werther’in Acıları

4-Gotik roman: 18. Yüzyılın akılcılığına karşı gelir; karanlık, korkutucu, çılgınlıklarla dolu bir ortamda geçen, kanlı, büyülü olayları konu alır. Günümüzdeki uzantısı bilimkurgu ve fantastik roman olarak gösterilebilir.

Horace walpole-Otranto şatosu, Mary Shelley-Frankkenştayn, C.Dickens-Büyük Umutlar

5-Ruhbilimsel(psikolojik-tahlil) roman: Dokuzuncu hariciye Koğuşu, Eylül, Mme de La Fayette-Prenses de Cleves

6-Sosyal roman:

Tezli roman(Yaban-Y.Kadri) : bir fikri savunur, olaya bilimsel verilerle yaklaşır.

Töre romanı(Sinekli Bakkal-H. Edip):toplumdaki inanç ve gelenekleri anlatır.

Yergi romanı(İnce Memed-Yaşar kemal): bir olayı eleştirel yaklaşımla anlatır.

Mahalli roman(Yılanların Öcü-Fakir Baykurt):Belli bir yerin özelliklerini anlatır.

7-Macera(serüven) romanı: Cingöz Recai, Hasan Mellah, Üç Silahşörler, Robinson Crusoe

 

Biçem bakımından:

1-Gerçekçi(realist roman): Mai ve Siyah, Kızıl ile Kara, Savaş ve Barış, Goriot Baba

2-Romantik roman: İntibah, Sefiller

3-Doğlacı(natüralist) roman: Emile Zola, Guy de maupassant romanları..

4-Estetik roman: Gustave Flaubert

5-Dışavurumcu(ekspresyonist) roman: Dostoyevski, Kafka

6-Yığın romanı: Okuru içinde bulunduğu gerçek yaşamdan uzaklaştırma, avutma, okura kendi sorun ve gerçeklerini unutturma, bu türün belirleyici özellikleridir. Kahramanları genellikle cana yakındır. Kerime Nadir, Peride Celal, Kemalettin Tuğcu, Ahmet Günbay Yıldız, Halit Ertuğrul, Canan Tan

 

Kurtuluş Savaşını konu alan romanlar: Vurun Kahpeye, Ateşten Gömlek, Yaban, Yeşil Gece, Sahnenin Dışındakiler, Kalpaklılar, Doludizgin, Yorgun Savaşçı, Küçük Ağa, Şu Çılgın Türkler, Çete(R.Halit karay),

 

Anlatımda bakış açısı:

1-Hakim(Tanrısal-ilahi) bakış açısı ve anlatıcı: Adam, üzgün bir şekilde ne yapacağını düşünüyordu.

2-Kahraman anlatıcının bakış açısı: Ne yapacağımı bilmiyordum.

3-Tanık(gözlemci-müşahit) anlatıcının bakış açısı: Sokaktan üç adam geçti.

 

Dönemin belli başlı özellikleri:

*Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü dönemlerini kapsar.

*Bir yandan yakın dönemin tarihiyle bir hesaplaşma içine girilir, bir yandan da devrimlerle biçimlenen yeni Türkiye Cumhuriyetinin çeşitli sorunlarına eğilinir. Bu yüzden, çoğu yapıtta eski dönemin tipleri, değişen tipler ve yeni dönemin idealist tipleri yan yana bulunur.

*Batılı ve Doğulu değerleri temsil eden kuşaklar arasındaki çatışma ve yeni gençlik fikri birçok romanın örgüsünü oluşturur.

*Halide Edip, Yakup Kadri, Reşat Nuri önemli romancılardır.

*Yakup Kadri ve Halide Edip milli mücadeleye fiilen katılmış, Reşat Nuri Anadolu’da uzun yıllar öğretmenlik yapmıştır.

*Roman ve hikayeler realisttir.

*I. Dünya Savaşı ve Milli Mücadele ile ilgili konular, Atatürk ilke ve inkılaplarıyla ilgili kararlar, Anadolu insanının yaşamı, Doğu ve Batı karşılaştırılması gibi konular işlenmiştir.

*Dil, sadedir.

 

REŞAT NURİ GÜNTEKİN(1892-1996)Reşide adlı kız kardeşi çok genç yaşta hayatını kaybetti, tek çocuk olarak büyüdü. Babası askeri doktor olduğu için öğrenim hayatı boyunca birçok il gezdi. Anadolu’yu baştan başa dolaşmasına neden olan müfettişlik görevi sayesinde ülkenin gerçeklerini yakından görme ve tanıma imkanı buldu. Kahramanları genelde tek yönlüdür. Olay kahramanlarını çevreyle birlikte verir.

Anadolu insanını iyi tanıdığını eserlerinden anlaşılır. Bazı eserlerinde genç cumhuriyetin toplumsal ideallerini işlemiştir. Reşat Nuri Güntekin eserlerine konuşma dilinin zenginliğini zorlanmadan yansıtır.

Şöhretini Çalıkuşu romanıyla kazanmıştır. Birçok eserinde Anadolu’yu, Anadolu hayatını ve insanını, batıl inançları, yanlış batılılaşmayı, insanımızın bilime ve eğitime ihtiyacını işlemiştir. Mizah öğesine de yer vermiştir. Romanlarında güçlü gözlemciliğine dayanan bir realizm ve canlı bir üslûp vardır. Psikolojik tahlillerde de başarılıdır. Eserlerinde konuşma dili hâkimdir. Roman, hikâye, tiyatro ve gezi yazısı türünde eserleri vardır.

Romanları: Çalıkuşu, Gizli El, Dudaktan Kalbe, Acımak, Eski Hastalık, Akşam Güneşi, Yaprak Dökümü, Damga, Miskinler Tekkesi,  Harabelerin Çiçeği,  Bir Kadın Düşmanı, Yeşil Gece,  Kızılcık Dalları, Gökyüzü, Ateş Gecesi, Değirmen, Kan Davası, Kavak Yelleri, Son Sığınak

Hikâyeleri: Eski Ahbap, Tanrı Misafiri, Sönmüş Yıldızlar, Boyunduruk Roçild Bey, Leyla ile Mecnun, Olağan İşler, Aşk Mektupları

Gezi Yazıları: Anadolu Notları

Tiyatroları: Yaprak Dökümü, Eski Rüya, Hançer, Balıkesir Muhasebecisi, Eski Borç, Gözdağı,  Eski Rüya, Ümidin Güneşi, Gazeteci Düşmanı-Şemsiye Hırsızı-İhtiyar Serseri(1925, üç oyun), Taş Parçası, Yeşil Gece, İstiklâl, Hülleci, Eski Şarkı, Balıkesir Muhasebecisi, Tanrıdağı Ziyafeti,  Bir Köy Öğretmeni, Çalıkuşu, Kavak Yelleri

 

YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU(1889-1974)

*Roman, hikaye ,deneme, makale, anı ve mensur şiir türlerinde eserler vermiştir.

*Yazı hayatına Fecr-i Ati topluluğunda romantik realist hikaye ve mensur şiirle başlayan Yakup Kadri bu topluluk dağıldıktan sonra milli edebiyat içinde yer almıştır.

*Mütareke yıllarında İkdam gazetesindeki yazılarıyla Kurtuluş Savaşı’nı destekledi

*Eserlerinde mükemmel bir teknik görülür, karakterleri başarıyla canlandırır.

*İlk eserlerinde mistik bir hava sezilir.

* Balkan Savaşı ve I. Dünya Savaşı sırasında ülkenin durumu, sanat anlayışını değiştirmesine yol açtı. Türk toplumunun çeşitli dönemlerdeki gerçekliğini sergilemek istediği için bir ikisi dışında yapıtlarında belli tarihsel dönemleri ele aldı. Kiralık Konak I. Dünya Savaşı öncesinin, Hüküm Gecesi II. Meşrutiyet’in, Sodom ve Gomore Mütareke döneminin, Yaban Kurtuluş Savaşı yıllarının, Ankara Cumhuriyet’in ilk on yılının, Bir Sürgün II. Abdülhamid döneminin işlendiği romanlardır. Panorama 1923-1952 yıllarını kapsar.

*1932’de Vedat Nedim Tör, Şevket Süreyya Aydemir, Burhan Asaf Belge ve İsmail Hüsrev Tökin ile birlikte KADRO dergisinin kurucuları arasında yer aldı.

*Tarih ve toplum olaylarından her birini bir romanına aktararak Tanzimat devriyle Atatürk Türkiye’si arasındaki dönem ve kuşakların geçirdikleri sosyal değişim ve bunalımların, yaşayış ve görüş farklılıklarını işledi; düşünceye ve teze dayanan eserler yazdı.

     Nur Baba, Karaosmanoğlu’nun ilk romanıdır. 1922’de kitap olarak çıkmadan önce gazetede yayımlanmıştır. Ama yazılışı ondan sekiz dokuz yıl öncesine gider. O yıllar Karaosmanoğlu’nun Eski Yunan ve Latin edebiyatıyla ilgilendiği ve Çamlıca’daki bir Bektaşi tekkesine devam ettiği dönemdir. Nur Baba’yı Euripides’in Bakkhalar‘ından esinlenerek ve tekkedeki gözlemlerine dayanarak yazmıştır. Roman, tekkenin şeyhiyle, evli bir kadın arasındaki tutkulu bir aşkın öyküsünü anlatır. İçki, müzik ve sevişmeyle sabahlara değin süren ayinler, Bektaşi töreleri ve tekke yaşamı kitapta büyük yer tutar. Bu ayinlerle Bakkhalar’in ayinleri arasında benzerlik bulan Karaosmanoğlu, romanın kadın kahramanı Nigar’da cinsel aşktan mistik bir aşka geçişi göstermek istemiştir.

    Kiralık Konak’ta Karaosmanoğlu, II. Meşrutiyet yıllarında Batılılaşma hareketinin yol açtığı değer kargaşasını, geleneklerden ve eski yaşam biçiminden ayrılışı ve kuşaklar arasındaki kopukluğu sergiler. Romanda yazar adına konuşan Hakkı Celis, başlangıçta yurt sorunlarına karşı ilgisiz, âşık, içli bir şairken, sonradan bilinçlenerek değişir, bireyin değil, toplumun önemli olduğunu anlar ve “milli ideal” denen bir sevdaya tutulur. Bu ideal geleceğin Türkiye’si ve ulusudur. Karaosmanoğlu romanın öbür kişilerini ve dolayısıyla toplumu, bu yeni bilince ulaşmış Hakkı Celis’in gözleriyle değerlendirir ve yargılar. Ona göre geleceğin Türkiye’sinde ne geçmişin Osmanlı’sının, ne Batı hayranlarının, ne de yurt sorunlarından habersiz, yalnızca sanata tapan bireyci aydınların yeri vardır. Romanın baş kişileri gerçi belli tiplere örnek olarak sunulmuşlardır, ama Karaosmanoğlu bunları çok yönlü bireyler olarak yaşatmayı amaçlar.

     Yaban, Karaosmanoğlu’nun en başarılı romanı sayılır. Anadolu köylüsünün gerçeklerini dile getirdiği ve Türk aydını ile köylüsü arasındaki uçurumu gözler önüne serdiği için övülmüştür. Ancak bazı eleştirmenler de Karaosmanoğlu’nu, köylüye tepeden bakmak ve onu hor görmekle suçlamışlardır. Kiralık Konak ile Sodom ve Gomore’de Osmanlı düşüncesini sürdürenlerle Batı hayranı alafranga sınıfın toplumdaki çürüyen organlar olarak nitelenmeleri gibi, Yaban’da da gerici Anadolu köylüsü yoz bir sınıf olarak sunulur. Yeni ulusu yaratmak görevi de vatanı kurtaracak olan aydınlara düşmektedir. Yaban hem Anadolu’yu ve köylüyü konu edinen ilk önemli roman olmasıyla hem de çirkin bir gerçekliği şiirsel bir üslupla dile getirmedeki başarısıyla Türk roman tarihinde saygın bir yere sahiptir.

1910’dan 1974’e dek verdiği eserler, üslup özellikleri bakımından Türkçe’nin geçirdiği bütün evreleri yansıtır

 

ROMANLARI : Kiralık Konak, Nur Baba, Hüküm Gecesi, Sodom ve Gomore, Yaban, Ankara, Bir Sürgün, Panorama, Hep O Şarkı

HİKAYELERİ : Bir Serencam, Rahmet , Milli Savaş Hikayeleri

Mensur şiirleri:  Erenlerin Bağından, Okun Ucundan

ANI : Vatan Yolunda,  Zoraki Diplomat,  Gençlik ve Edebiyat Hatıraları, Politikada 45 Yıl, Anamın Kitabı,

Tiyatro: Nirvana, Sağnak, Mağara, Veda

Monografi: Ahmet Haşim, Atatürk

Makale: İzmir’den Bursa’ya (1922, Halide Edip, Falih Rıfkı Atay ve Mehmet Asım Us ile birlikte), Kadınlık ve Kadınlarımız (1923), Ergenekon (iki cilt, 1929), Alp Dağları’ndan ve Miss Chalfrin’in Albümünden

 

HALİDE EDİP ADIVAR (1884 1964 )

*Halide Onbaşı olarak da bilinir. 1919 yılında İstanbul halkını ülkenin işgaline karşı harekete geçirmek için yaptığı konuşmaları ile zihinlerde yer etmiş usta bir hatiptir. Kurtuluş Savaşı’nda cephede Mustafa Kemal’in yanında görev yapmış, sivil olmasına rağmen rütbe alarak bir savaş kahramanı sayılmıştır. Savaş yıllarında Anadolu Ajansı’nın kurulmasında rol alarak gazetecilik de yapmıştır.

*İlk zamanlar İngiliz edebiyatının etkisinde yazdı.

*İlk romanlarında aşk konusunu işlemiş ve kadın psikolojisi üzerinde durmuştur.

*Türkçülük akınını benimseyerek milli edebiyatının en tanınmış romancısı ve hikâyecisi olmuştur.

*Ünlü Sultan Ahmet mitingi ile halkı coşturmuş ve milli mücadelenin bizzat içinde rol almıştır

*Eserlerinde gözlem, tasvir ve tahlillerde başarılıdır.

*Eserlerinde sosyal çevreye önem verir.

*Dağınık bir üslubu vardır.

*Romanlarında kahramanları genellikle kadındır.

*Kadın kahramanları üstün özelliklere sahiptir.

*Karakter bulmakta başarılıdır.

* 20 Mayıs’ta Üsküdar mitingi, 22 Mayıs’ta Kadıköy mitingine katıldı. Bunları Halide Edip’in başkahramanı haline geldiği Sultanahmet mitingi izledi. Önceden hazırlanmadan ve yazmadan yaptığı konuşmada sarf ettiği “Milletler dostumuz, hükümetler düşmanımızdır.” cümlesi bir vecize halini aldı.

İngilizler İstanbul’u 16 Mart 1920’de işgal ettiler. Hakkında idam emri çıkardıkları ilk kişiler arasında Halide Edip ve eşi Dr. Adnan da vardır. 24 Mayıs’ta padişah tarafından onaylanan kararda idama mahkum edilen ilk 6 kişi şunlardı: Mustafa Kemal, Kara Vasıf, Ali Fuat Paşa, Ahmet Rüstem, Dr. Adnan ve Halide Edip.

*Milli Mücadele taraftarı aydınların bir kısmı işgalcilere karşı ABD ile işbirliği yapma düşüncesiydi, Halide Edip bu düşüncedeki Refik Halit, Ahmet Emin, Yunus Nadi gibi aydınlarla 14 Ocak 1919’da Wilson Prensipleri Cemiyeti’nin kurucuları arasında yer aldı. Halide Hanım, milli mücadelenin önderi Mustafa Kemal’e yazdığı bir mektupla ABD mandası tezini açıkladı ancak bu tez temmuz ayında Mustafa Kemal önderliğindeki Erzurum Kongresi’nde uzun uzun tartışılacak ve reddedilecektir.

*Eserlerini 3 kümeye ayırabiliriz.

Yazar ilk romanlarında aşk konusu üzerinde durur. Bireysel tutkuları, özellikle kadın psikolojisini izler. Handan, Seviye Talip, Kalp Ağrısı gibi romanlarını bu kümede sayabiliriz.

Kurtuluş savaşı üzerine yazılmış romanları: Ateşten Gömlek , Vurun Kahpeye.

Toplum hayatını anlattığı töre romanları bu romanlar: Sinekli Bakkal, Tatarcık , Sonsuz Panayır , Sevda Sokağı Komedyası ,  Mor Salkımlı Ev ( ANI )

Romanları : Heyula, Raik’in Annesi, Seviye Talip, Handan, Yeni Turan, Son Eseri, Mev’ud Hüküm, Ateşten Gömlek, Vurun Kahpeye, Kalp Ağrısı, Zeyno’nun oğlu, Sinekli Bakkal, Yolpalas Cinayeti, Tatarcık, Sonsuz Panayır, Döner Ayna, Akile Hanım Sokağı, Kerim Ustanın Oğlu, Sevda Sokağı Komedyası, Çaresaz, Hayat Parçalar

ANI : Türkün Ateşle İmtihanı ( istiklal savaşı yılları ) Mor Salkımlı Ev ( Çocukluk günleri )

HİKAYELERİ : Dağa Çıkan Kurt , Harap Mabetleri,  İzmir’den Bursa’ya(Yakup Kadri, Falih Rıfkı ve Mehmet Asım Us ile birlikte, 1922) , Kubbede Kalan Hoş Seda

TİYATRO: Kenan Çobanları, Maske ve Ruh

 

B-TOPLUMCU-GERÇEKÇİ ESERLER

Birinci dönemde Sadri ertem ve Sabahattin Ali’nin yapıtlarıyla ortaya çıkan ve esasen Anadolu köy ve kasabalarının sorunlarını konu edinen toplumcu-gerçekçi roman ve hikaye, 1930’ların sonunda Samim Kocagöz ve Kemal Bilbaşar gibi yazarların elinde alanını genişletir. Salim Şengil’in 1947-1957 arasında çıkardığı Seçilmiş Hikayeler dergisi, köyü konu alan hikayelere ya da köy hikayeciliğine ivme kazandırır. 1960’lı ve 1970’li yıllarda  da yaygın biçimde ele alınmasında Nazım Hikmet’in şiirleriyle güçlenen Marksist fikir ve inanışların önemli bir rolü vardır.

1930’lara gelindiğinde Sadri ertem, Selahattin Enis, Refik Ahmet Sevengil gibi yazarların toplandığı Vakit gazetesi çevresi, yeni gerçekçi Türk öyküsünün yol açıcılığını yapmaya başlar.

Toplumcu-gerçekçi ya da sosyalist-gerçekçi roman, daha sonra yetişen Köy Enstitülü yazarlar kuşağında çok daha şematik kalıplar içerisinde devam ettirilmiştir.

Bu sanatçıların eserlerinde realizm ve natüralizmin etkileri varır.

Yapıtlar konuşma diliyle kaleme alınmış, çoğu zaman yapıtlardaki kahramanlar bölgesel bir ağızla konuşturulmuş ve güçlü betimlemeler yapılmıştır.

 

SADRİ ERTEM(1900-1943)

Konularını toplumsal sorunlardan çıkardığı, gözlemden çok kuramsal bilgilere dayanan ve bir tez çevresinde gelişen yapıtlarıyla gerçekçi Türk edebiyatının ilk temsilcilerinden sayılır. Daha çok köylü ve işçi sınıfının sıkıntılarını dile getirdiği romanlarında bu gerçeği yakalamaya ve vermeye çalışmıştır. Roman tekniğine pek önem vermediği romanlarında toplum sorunlarına bir çözüm getirebilme kaygısı görülür.

Öykü: Silindir Şapka Giyen Köylü (1933), Bacayı İndir Bacayı Kaldır (1933),  Korku (1934),  Bay Virgül (1935)

Bir Şehrin Ruhu (1938)

 Roman: Çıkrıklar Durunca (1931),  Bir Varmış Bir Yokmuş (1933),  Düşkünler (1935),  Yol Arkadaşları (1945)

 

SELAHATTİN ENİS ATABEYOĞLU (1892 – 1942)

Roman ve Hikayeci olan Selahattin Enis Antalya’ da doğdu. Hukuk fakültesinde öğrenci iken I. Dünya savaşı çıkınca eğitimini yarıda  bırakıp yedek subay olarak savaşa katıldı. Selâhattin Enis, Ömer Seyfettin’le beraber ilk sayılı hikâyecilerimizden biridir.

Ayan Meclisi Katipliği, denizyolları müfettişliği, yazı işleri ve yayın şefliği yaptı ve İstanbul’da öldü.

Eserlerinde I.Dünya Savaşı ve Mütaeke yıllarının yozlaşmış İstanbul çevrelerini anlatır.

Romanları:  Neriman(1912), Sara (1926), Cehennem Yolcuları (1926), Bataklık Çiçeği(1924)

 

REFİK AHMET SEVENGİL (1903-1 EYLÜL 1970):

Bingazi’de (Libya) doğdu. Özel öğrenim gördü. İstanbul’da yabancı okullarda edebiyat öğretmenliği, Şehir Meclisi üyeliği Tokat milletvekilliği, Basın Yayın genel müdürlüğü yaptı. TRT’nin ilk yönetim kurulunda üye idi. Ankara’da öldü.

İki romanı ve bir hikâye kitabı dışında diğer eserleri Türk edebiyatı ve tiyatrosu üzerine incelemelerdir.

Gazete ve dergilerde tiyatro tenkitleri yazdı. Radyoda edebiyat sohbetleri yaptı.

Hikâyeleri: Köyün Yolu (1937).

Romanları: Çıplaklar (1936), Açlık (1937), Perdenin Arkası (1941).

İncelemeleri: İstanbul Nasıl Eğleniyordu , Bizim İstediğimiz Edebiyat, Yakın Çağlarda Türk Tiyatrosu, Hüseyin Rahmi Gürpınar: Hayatı, Hatıraları, Eserleri, Münakaşaları ve Mektupları (1944),  Bedia: Ailesi, Hayatı, Sanatı (1950; Türk Tiyatrosu Tarihi (5 cilt),  Fatih Devrinde Âlimler, Sanatkârlar ve Kültür Hayatı (1961),  Eski Şiirimizin Ustaları (1964), Yüzyıllar Boyunca Halk Şairleri (1965), Çağımızın Halk Şairleri (1967).

 

AZİZ NESİN(1915-1999)

Asıl adı Mehmet Nusret Nesin.

Türkçeden yabancı dillere eserleri en çok çevrilen 4. Yazar.(UNESCO)

Harp Okulu’nu bitirip asteğmen oldu. Son olarak 1939’da Askeri Fen Okulu’nu bitirdi. “görev ve yetkisini kötüye kullandığı” suçlamasıyla askerlikten uzaklaştırıldı. Bakkallık, muhasiplik gibi işler yaptı. 1945 yılında ise gazeteciliğe başladı. 1946’da Sabahattin Ali’yle birlikte Marko Paşa mizah gazetesini çıkardı ve büyük ses getirdi. Dergi dönemin politikacılarını ve tiplemelerini sözünü esirgemeden eleştirmeyi bilmiş, tüm baskıların ve defalarca kapatılmasının getirdiği zor koşullara karşın ulaştığı satış rakamlarına ulaşmıştır. Amerikan yardımının Türkiye üzerindeki emellerine değindiği henüz yayınlanmamış olan “Nereye Gidiyoruz?” adlı yazısı nedeniyle; 12 Ağustos 1947’de on ay ağır hapis ve üç ay on gün de Bursa’da “emniyet-i umumiye nezareti” altında bulundurulma cezasına çarptırıldı. 1954’te Akbaba dergisinde takma adlarla öyküler yazmaya başladı. Zira edebiyat hayatında iki yüze yakın takma ad kullanmıştır. “Zübük” adlı mizah dergisini çıkardı. 1956 yılında İtalya’da (Bordighera’da) yapılan ve 22 ülkenin katıldığı Uluslararası Gülmece Yarışmasında ilk ödül olan Altın Palmiye’yi ‘Kazan Töreni’ adlı öyküsüyle kazandı. Ertesi yıl aynı ödülü ‘Fil Hamdi’ adlı Öyküsüyle ikinci kez kazandı. 1972’de Nesin Vakfı’nı kurdu. Vakıf’ta, her yıl belirli sayıda alınan kimsesiz ve yoksul çocukların bakım ve eğitimlerini üstlendi. Kitaplarının tüm gelirini vakfa bıraktı. Vasiyeti gereği hiçbir tören yapılmaksızın ve yeri belli olmayacak şekilde Çatalca’daki Nesin Vakfı’nın bahçesine gömüldü

Sanatçının alay, eleştiri, taşlama kısaca gülmecelerini oluşturan başlıca konu, tema ve motifleri genellikle toplum ve birey yaşamını uyumsuz-uygunsuz duruma düşüren olaylar, durum ve davranışlardır. Bunların nedeni de çoğu kez çağdaşa, hakka-adalete, eşitsizliğe, erdeme aykırılık gösteren gelenekler, görenekler, yasalar, davranışlar, yöneticiler, sömürücüler, çıkarcılar, vurguncular, eğitimsizledir.

Yalın bir dili vardır. Tiplemelerini yerel ağızlarıyla konuşturur.

Sanatçının öyküleri, mizah türünün en çarpıcı öyküleridir. Tiplerini, herkesin günlük yaşamda rastlayabileceği insanlardan seçmiştir.

Öyküleri: Parti Kurmak ve Parti Vurmak (1946),  Geriye Kalan, İt Kuyruğu, Yedek Parça, Fil Hamdi, Damda Deli Var , Koltuk, Kazan Töreni , Deliler Boşandı, Mahallenin Kısmeti, Ölmüş Eşek, Hangi Parti Kazanacak?, Toros Canavarı,  Memleketin Birinde, Havadan Sudan, Bay Düdük, Nazik Alet, Gıdıgıdı, Aferin, Kördöğüşü, Mahmut ile Nigar, Hoptirinam, Gözüne Gözlük, Ah Biz Eşekler, Yüz Liraya Bir Deli, Bir Koltuk Nasıl Devrilir, Biz Adam Olmayız,  Yeşil Renkli Namus Gazı, Sosyalizm Geliyor Savulun, İhtilali Nasıl Yaptık, Rıfat Bey Neden Kaşınıyor, Vatan Sağolsun, İnsanlar Uyanıyor, Hayvan Deyip De Geçme, Seyyahatname (Duyduk Duymadık Demeyin), Büyük Grev, Benim Delilerim, 70 Yaşım Merhaba,  Kalpazanlık Bile Yapılamıyor, Maçinli Kız için Ev, Nah Kalkınırız, Rüyalarım Ziyan Olmasın, Aşkım Dinimdir, Gözünüz Aydın Efendim, Herkesin İşi Gücü Var,  Bende Çocuktum, Zübüklüğün Sonu Yok

Romanları :Kadın Olan Erkek, Gol Kralı,  Erkek Sabahat,  Saçkıran, Zübük, Şimdiki Çocuklar HarikaTatlı Betüş, Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz, Surnâme,  Tek Yol

Anıları: Bir Sürgünün Hatıraları (1968), Böyle Gelmiş Böyle Gitmez, Poliste,  Salkım Salkım Asılacak Adamlar, Rüyalarım Ziyan Olmasın (1990)

Masalları:  Memleketin Birinde,  Hoptirinam, Uyusana Tosunum, Aziz Dededen Masallar,  La Fontaine’nin Yazamadığı Masal

Taşlamaları: Azizname

Fıkra kitapları: Nutuk Makinası,  Az Gittik Uz Gittik, Merhaba, Suçlanan ve Aklanan Yazılar,  Ah Biz Ödlek Aydınlar, Korkudan Korkmak

Gezi notları: Duyduk Duymadık Demeyin,  Dünya Kazan Ben Kepçe

Oyunları: Biraz Gelir misiniz,  Bir Şey Yap Met, Toros Canavarı,  Düdükçülerle Fırçacıların Savaşı, Çiçu, Tut Elimden Rovni, Hadi Öldürsene Canikom,  Maçinli Kızın Evi, Başarımı Karılarıma Borçluyum,

Şiirleri: Sondan Başa,  Bağışla,  Kendini Yakalama,  Hoşçakalın , Sivas Acısı,  En Uzun Maraton * Kimin Var ki Konuşmaları : İnsanlar Konuşa Konuşa (1988) * Çuvala Doldurulmuş Kediler (1995)

 

RIFAT ILGAZ(1911-1993): şiir konusunda işlendi.

 

SABAHATTİN ALİ(1907-1948)

İlkokulu bitirdikten sonra parasız yatılı olarak Balıkesir Öğretmen Okulu’na giren Sabahattin Ali, beş yıl burada okumuş, daha sonra İstanbul Öğretmen Okulu’nda mezun olmuştur. Bir yıl kadar Yozgat’ta ilkokul öğretmenliği yapmış, Millî Eğitim Bakanlığı’nın açtığı sınavı kazanarak Almanya’ya giderek iki yıl orada okumuştur. “İçimizdeki Şeytan” romanı milliyetçi kesimde büyük tepki toplamıştır. Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz’la Marko Paşa, Malum Paşa, Merhum Paşa, Öküz Paşa gibi siyasal mizah dergilerini çıkarmıştır. Ancak, bu gazeteler tek parti iktidarının baskılarıyla karşılaşmış, dergilerin isimlerindeki Paşa ifadesiyle “Milli Şef” İsmet Paşa ile alay edildiği iddiası ile kapatılmış, yazılar ve yazarları hakkında kovuşturmalar açılmıştır. Ali Baba dergisinde yayımladığı “Ne Zor Şeymiş” başlıklı yazıda, içinde bulunduğu durumu şöyle anlatmaktadır: “Çalmadan, çırpmadan bize ekmeğimizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmalı idi”. Yurtdışına çıkmaya çalışırken öldürülmüştür.

Sabahattin Ali yazı yaşamına şiirle başlamış, hece vezniyle yazdığı ve halk şiirinin açık izleri görülen bu ürünlerini Balıkesir’de çıkan ve Orhan Şaik Gökyay tarafından yönetilen Çağlayan dergisinde yayımlamıştır.

Sabahattin Ali Anadolu insanına yaklaşımıyla edebiyata yeni bir boyut kazandırmıştır. Ezilen insanların acılarını, sömürülmelerini dile getirmiş, aydınlar ve kentlilerin Anadolu insanına karşı takındıkları küçümseyici tavrı eleştirmiştir. 1937’de yayınlanan Kuyucaklı Yusuf romanı, gerçekçi Türk romanının en özgün örneklerinden biridir. Öyküleri Maupassant tarzındandır.

Roman: Kuyucaklı Yusuf, Kürk mantolu Madonna, İçimizdeki Şeytan

Öykü: Değirman, Kağnı, Hanende Melek, Ses, Yeni Dünya, Sırça Köşk, Kamyon,

Oyun: Esirler

Şiir: Dağlar ve Rüzgâr

Bestelenen Şiirleri: Aldırma Gönül, Leylim ley, Göklerde Kartal Gibiydim, Çocuklar Gibi, Kız Kaçıran, Kara yazı, Melankoli, Eskisi Gibi(Ben Yine Sana Vurgunum), Dağlar

Çevirileri de vardır..(Antigone, Yüzbaşının Kızı)

 

 

FAKİR BAYKURT(1929-1999)

Asıl adı Tahir’dir. Burdur’un Yeşilova ilçesine bağlı Akçaköy’de doğdu. İlkokulu bitirdikten sonra Isparta Gönen Köy Enstitüsü’ne yazılır. Köy enstitüsü yıllarında özellikle şiire olan ilgisi artar, kendini okumaya verir. Bu dönemde özellikle Türkçe’ye çevrilen klasikleri okur. Öğretmenlik yapar. 1958 yılında ilk romanı Yılanların Öcü Cumhuriyet Gazetesi’nin açtığı Yunus Nadi Roman Ödülleri’nde birinci olur. Ancak roman nedeni ile hem Baykurt hem Cumhuriyet koğuşturma geçirir. 1965 yılında TÖS’ün kuruluşuna katılır ve genel başkan seçilir.

Romanlarında, büyüdüğü çevrelerin sosyal yaralarını dile getiren sanatçı; köy sorunlarını ve köy gerçeklerini olanca açıklığı ve çıplaklığıyla yapıtlarına aktarmıştır.

Romanları: Yılanların Öcü (1954),  Irazcanın Dirliği (1961),  Onuncu Köy (1961), Amerikan Sargısı (1967), Tırpan (1970),  Köygöçüren (1973),  Keklik (1975),  Kara Ahmet Destanı (1977), Yayla (1977), Yüksek Fırınlar (1983),  Koca Ren (1986), Yarım Ekmek (1997),  Kaplumbağalar (1980)

Öyküleri: Çilli(1955),  Efendilik Savaşı(1959), Karın Ağrısı(1961), Cüce Muhammet (1964), Anadolu Garajı (1970)

On Binlerce Kağnı (1971),  Can Parası (1973), İçerdeki Oğul (1974), Sınırdaki Ölü (1975), Gece Vardiyası (1982)

Barış Çöreği (1982),  Duirsbug Treni (1986), Bizim İnce Kızlar (1992), Dikenli Tel (1998)

Toplum ve Eğitim Yazıları: Efkar Tepesi (1960), Şamaroğlanları (1976), Kerem ile Aslı (1974), Kale Kale (1978)

Kaplumbağalar (1980)

Çocuk Kitapları: Topal Arkadaş, Yandım Ali,  Sakarca, Sarı Köpek, Dünya Güzeli, Saka Kuşları

 Şiir: Bir Uzun Yol,  Dostluğa Akan Şiirler

 

TALİP APAYDIN(1926-  )

İlkokuldan sonra Çifteler Köy Enstitüsü’ne ardından Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü‘ne kaydoldu. Edebiyata şiirle başlayan Apaydın daha sonra öykü ve romana yöneldi. İlk şiirleri ve öyküleri Köy Enstitüsü Dergisi’nde yayımlandı.

Köy Edebiyatı akımının temsilcileri arasında yer aldı. İlk romanı Sarı Traktör ile tarımda makineleşme konusuna bir umut olarak yaklaştı. Yarbükü‘nde ise köylüler arasında toprak ve su paylaşımı ile ilgili çekişmelerin olduğu zorlu yaşam koşullarını anlattı. Öykü ve romanlarında doğa betimlemeleri ve insan ilişkilerini tüm doğallığı ile yansıttı. Anı, oyun, çocuk edebiyatı türlerinde de eserler verdi.

Şiir: Susuzluk

Roman: Sarı Traktör(1958), Yarbükü(1959), Emmioğlu(1961),Yoz Duvar(1973), Tütün Yorgunu(1975), Vatan Dediler (1981) Ferhat ile şirin (Halk için roman, 1965), Toprağa Basınca (Çocuklar İçin, 1966), Define (1972), Yol Duvar (1973),

Toz Duman İçinde (1974), Kente İndi Idris (1981),

Öykü: Ateş Düşünce(1959), Öte Yakadaki Cennet(1972),  Duvar Yazıları (1981),  Hendekbaşı (1984), Hem Uzak Hem Yakın (1985), Koca Taş(1974), O Güzel İnsanlar(Çocuklar için hikayeler), Kökten Ankaralı, Yangın(Çocuklar için)

Hâtırat: Bozkırdaki Günler (1952), Karanlığın Kuvveti (1967J.

Tiyatro: Bir Yol (1966).

Radyo oyunu: Yapılar Yapılırken, Otobüs Yarışı

 

MAHMUT MAKAL(1930- )

1930 yılında Aksaray ilinin Gülağaç ilçesi Demirci Kasabası’nda doğdu. 1943 yılında İvriz Köy Enstitüsü’ne başladı. Edebiyata şiirle başladı. Varlık Dergisi’ndeki Köy Notları ile dikkat çekti. 6 yıl köy öğretmenliği yaptı. 1950 yılında öğretmenlik yıllarındaki gözlemlerini Bizim Köy adlı bir kitapta yayınlayarak büyük yankı uyandırdı. Köy Edebiyatı akımının başlangıcı olarak anılan bu kitap nedeni ile tutuklanıp bir süre cezaevinde kaldı.

Eserleri: Bizim Köy (1950) Köylümden (1952) Hayal ve Gerçek (1957) Memleketin Sahipleri (1954)
Kuru Sevda (1957) 17 Nisan (1959) Köye Gidenler (1959) Kalkınma Masalı (1960) Eğitimde Yolumuz Nereye (1960)
İplik Pazarı (1964) Kamçı Teslimi (1965) Ötelerin Havası (1965) Yer Altında Bir Anadolu (1968) Bu Ne Biçim Ülke (1968) Zulüm Makinesi (1969) Kokmuş Bir Düzende (1970) Karanlığı Zorlayanlar (1976) Köy Enstitüleri ve Ötesi (1979) Bir İşçinin Günlüğünden (1980)

 

YAŞAR KEMAL(1923-

Gerçek adı, Kemal Sadık Gökçeli. 1923 yılında Osmaniye’nin Gökçedam köyünde doğdu.

Küçük yaşta bir kaza nedeniyle bir gözünü kaybeden Yaşar Kemal, beş yaşında iken babasını kan davası yüzünden kaybetti.

Tarlalarda ırgatlık, amelebaşılık, pirinç tarlalarında su bekçiliği, arzuhalcilik, öğretmenlik, kütüphane memurluğu gibi işlerde çalıştı. Bu arada “Ülke”, “Kovan”, “Millet”, “Beşpınar” dergilerinde şiirleri görüldü.

Yaşar Kemal, ilk romanı “İnce Memed” ile 1955 yılında Varlık Roman Armağanı’nı kazandı

Yapıtlarında Adana’yı, Çukurova’yı, Adana insanının ağalık sistemi altındaki acı yaşamını, ezilişini, sömürülüşünü, kan davasını, ağalık ile toprak sorununu ortaya koyan yazarın betimlemeleri yapıtlarının en önemli özelliğidir. Bu yüzden Adana insanının kalbinde yeri çok ayrıdır ve kendisine 2009 yılında, doğduğu topraklarda Adana – Çukurova Üniversitesi tarafından, törenle fahri doktora unvanı verilmiştir

40 aşkın dilde yayımlanmış olan kitaplarıyla, dünya yazınında çok önemli bir yere sahiptir.

“Ölmez Otu” romanıyla Fransa’da En İyi Yabancı Kitap Ödülünü aldı.

 

Öykü: Sarı Sıcak,  Bütün Hikâyeler,

Roman: İnce Memed(4 cilt), Teneke, Orta Direk,  Yer Demir Gök Bakır, Ölmez Otu, Akçasazın Ağaları(1-Demirciler Çarşısı Cinayeti,  2- Yusufcuk Yusuf), Yılanı Öldürseler, Al Gözüm Seyreyle Salih,  Kuşlar da Gitti, Deniz Küstü, Kimsecik(1-Yağmurcuk Kuşu, 2-Kale Kapısı , 3-  Kanın Sesi) Hüyükteki Nar Ağacı, Bir Ada Hikayesi(1-Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana, 2-Karıncanın Su İçtiği, 3-Tanyeri Horozları , 4-Çıplak Deniz Çıplak Ada)

Destansı Roman: Üç Anadolu Efsanesi, Ağrıdağı Efsanesi,  Binboğalar Efsanesi, Çakırcalı Efe,

Röportaj: Yanan Ormanlarda 50 Gün,  Çukurova Yana Yana, Peribacaları, Bu Diyar Baştan Başa, Bir Bulut Kaynıyor,  Allahın Askerleri,

Deneme-Derleme: Ağıtlar,  Taş Çatlasa, Baldaki Tuz, Gökyüzü Mavi Kaldı, Ağacın Çürüğü: Yazılar – Konuşmalar,

Yayımlanmamış 10 Ağıt,  Sarı Defterdekiler: Folklor Derlemeleri, Ustadır Arı, Zulmün Artsın,  Binbir Çiçekli Bahçe,

Çocuk Romanı: Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca,

 Çeviri: Ayışığı Kuyumcuları (A. Vidalie; Thilda Kemal ile),

 

KEMAL TAHİR(1910-1973)

Cumhuriyet dönemi sanatçıları içinde, romanları üstünde en çok tartışılan yazarlardandır. Asıl ismi Kemal Tahir Demir.

Galatasaray Lisesi’ndeki öğrenimini yarım bırakıp, avukat kâtipliği, Zonguldak’taki kömür işletmelerinde ambar memurluğu yaptı. 1938’de siyasi görüşleri nedeniyle “Bahriye Olayı” diye bilinen davanın sanıklarından biri olarak Donanma Komutanlığı Mahkemesi’nde yargılandı, askeri isyana teşvik etmekle suçlanıp 15 yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı (Deniz subayı olan kardeşi Nuri Demir ve Nazım Hikmet de aynı davadan mahkûm oldular). 1957’de Aziz Nesin’le birlikte “Düşün Yayınevi” ni kurdu. Ölünceye kadar kalemiyle geçindi. Ekonomik zorluklar nedeniyle gazetelere tefrika romanları yazan Tahir, aynı zamanda çevirilerini yaptığı Mayk Hammer serisi için yeni kitaplar da yazdı. Körduman, Bedri Eser, Samim Aşkın, f. m. ikinci, Nurettin Demir, Ali Gıcırlı gibi takma isimlerle gazetelere tefrika aşk ve macera romanları, senaryolar yazdı, Fransızca çeviriler yaptı. Marksist terminolojiyi yerlileştirerek, Anadolu’ya uygun bir sol düşünce oluşturmaya çalıştı. Romanlarının ana damarını oluşturan toplum ve tarih tezleri nedeniyle uzunca bir dönem tartışmaların odağında yer aldı. Romanları, Osmanlı Devleti’nin XIV. yyılda kuruluşundan XX. yyıla kadar Türk toplumunda bir Osmanlı sürekliliği arayışıdır. Kemal Tahir edebiyata şiirle başladı. Başlangıçta hece ölçüsüyle şiir yazıyordu. Nazım Hikmet’le arkadaş olduktan sonra serbest ölçüye geçti. 1938-1939’da Ses’te çıkan sosyal temalı şiirlerinden sonra şiir yazmadı. 1935-1940 arasında geçimini sağlamak için takma adlarla aşk ve serüven romanları, gülmece öyküleri, çeviriler, uyarlamalar yayımladı. Yazar olarak asıl kimliğini hapis yattığı yıllarda oluşturdu. Anadolu köylüsünü ve sorunlarını içten tanıma olanağı bulduğu bu yılları, romanları için malzeme toplayarak, not tutarak, düşüncelerini temellendirecek okuma ve araştırmalar yaparak geçirdi. Köy romanlarının ilki Sağırdere (1955) ve onun devamı olan Körduman’da (1957) Çorum’un Yamören köyünden Kamil’in serüvenini merkez alarak köylünün sorunlarını, etik değerlerini, köyün ekonomik yapısını, tarih içindeki bağlarından koparmadan sergiledi. Köy enstitüsü çıkışlı yazarların köye bakışından farklı bir yaklaşımdı bu. Rahmet Yolları Kesti’de (1957) eşkıyalık olgusuna eğildi. Bu konudaki görüşü Yaşar Kemal’in İnce Memed’iyle tam bir karşıtlık oluşturuyordu. Asya Tipi Üretim Tarzı’na ilişkin düşüncelerini ortaya koyduğu Devlet Ana (1967), üzerinde en çok konuşulan, en büyük tartışma çıkaran kitabı oldu. Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş yıllarına uzandıgı, “kerim devlet” anlayışını vurguladığı bu romanda öbür romanlarındaki gerçekçi çizgiden uzaklaştı. Halk hikâyelerinin, destan ve masalların yapısından, söyleyiş özelliklerinden yararlandı.

ROMAN: Sağırdere(1955), Esir Şehrin İnsanları(1956),  Körduman(1957), Rahmet Yolları Kesti(1957), Yedi Çınar Yaylası (1958), Köyün Kamburu (1959), Esir Şehrin Mahpusu (1961), Bozkırdaki Çekirdek (1962), Kelleci Memet (1962), Yorgun Savaşçı (1965), Devlet Ana (1967), Kurt Kanunu (1969), Büyük Mal (1970), Yol Ayrımı (1971), Namusçular (1974), Karılar Koğuşu (1974), Hür Şehrin İnsanları (1976), Damağacı (1977) , Bir Mülkiyet Kalesi (1977)

ÖYKÜ: Göl İnsanları (1955)

NOTLAR: Kemal Tahir’in Notları

MEKTUP: Kemal Tahir’den Fatma İrfan’a Mektuplar (1979

 

 

ORHAN KEMAL(1914-1970)

Asıl adı Mehmet Raşit Öğütçü.

Adana’nın Ceyhan ilçesinde dünyaya geldi. Babası siyasal nedenlerle 1931’de Suriye’ye kaçınca, orta öğrenimini yarıda bıraktı ve Suriye’de bulaşıkçılık ve matbaa işçiliği yaptı. Bir yıl sonra tek başına Türkiye’ye dönerek Adana’da çırçır fabrikalarında işçilik ve kâtiplik yaptı. Bu yıllardaki birikimleri, ilerde romanlarına hayat vermiştir. 1937’de çırçır fabrikasında (Milli Mensucat) bir işçi olan Nuriye ile evlendi.

1938’de Niğde’de askerliğini yaparken “Maksim Gorki ve Nazım Hikmet kitapları okumak”, “yabancı rejimler lehinde propaganda ve isyana muharrik” suçundan 5 yıl hapis cezasına mahkûm edildi. 1940’ta, Bursa Cezaevi’nde tanıştığı Nazım Hikmet’in toplumcu görüşlerinden etkilendi; kendisinden Fransızca, felsefe ve siyaset dersleri aldı. Orhan Kemal’i şiir yerine roman ve öykü yazmaya teşvik eden de Nazım Hikmet oldu. İlk öykülerini Gavat Orhan takma adıyla yayımladı. İlk kez 1943’te İkdam Gazetesi’nde “Asma Çubuğu” öyküsünde Orhan Kemal adını kullandı.

1943’te tahliye olunca Adana’ya döndü. Amelelik ve hamallık gibi işlerde çalıştı. Orhan Kemal, yoksul kesimin, işçilerin, öğrencilerin, “sokaktaki adamın” yaşamını anlatan öykü ve romanlar yazmış ve insan-toplum ilişkilerini gerçekçi bir dille yansıtmıştır. 27 roman, 19’u öykü kitabı ile anı, inceleme, oyun, röportaj türünde kitaplar bırakmıştır.

Öyküleri: Duygu (1948), Menevşe , Ekmek Kavgası (1949), Pezevenkler (1950) ,Sarhoşlar (1951), Çamaşırcının Kızı (1952), 72. Koğuş (1954), Grev (1954), Arka Sokak (1956), Kardeş Payı (1957), Babil Kulesi (1957), Dünyada Harp Vardı (1963), Mahalle Kavgası (1963), İşsiz (1966), Önce Ekmek (1968), Küçükler ve Büyükler (1971)

Öykülerinden yapılan derlemeler Bilgi Yayınevi’nce dört cilt olarak yayınlandı: Yağmur Yüklü Bulutlar (1974), Kırmızı Küpeler (1974) Oyuncu Kadın (1975), Serseri Milyoner/İki Damla Gözyaşı(1976).Arslan Tomson(1976- ö.s), İnci’nin Maceraları (1979 – ö.s)

 Romanları:  Baba Evi (1949),  Avare Yıllar (1950), Murtaza (1952), Cemile (1952),  Bereketli Topraklar Üzerinde (1954), Suçlu (1957), Devlet Kuşu (1958,) Vukuat Var (1958), Gavurun Kızı (1959), Küçücük (1960), Dünya Evi (1960), El Kızı (1960), Hanımın Çiftliği (1961), Eskici ve Oğulları(1962- Eskici Dükkanı adıyla 1970), Gurbet Kuşları (1962), Sokakların Çocuğu (1963), Kanlı Topraklar (1963), Bir Filiz Vardı (1965), Müfettişler Müfettişi (1966), Yalancı Dünya (1966), Evlerden Biri (1966), Arkadaş Islıkları (1968), Sokaklardan Bir Kız (1968), Üç Kağıtçı (1969), Kötü Yol (1969), Kaçak (1970-ö.s.), Tersine Dünya (1986-ö.s)

 Oyun:  İspinozlar (1965), 72. Koğuş (1967 )

Anı: Nazım Hikmet’le Üç buçuk Yıl (1965)

İnceleme: Senaryo Tekniği ve Senaryoculuğumuzla İlgili Notlar (1963)

 Röportaj: İstanbul’dan Çizgiler

 

 

SAMİM KOCAGÖZ(1916-1993)

Aydın’ın Söke ilçesinde doğdu. 1950’de Yeni İstanbul gazetesi ve New York Herald Tribune gazetesinin ortaklaşa düzenlediği Dünya Hikâye Yarışması’nda “Sam Amca” öyküsüyle birincilik kazandı.

Gözlemlere dayanarak köy ve kasaba insanlarının sorunlarını, günlük yaşamlarını ve duygularını yalın bir dil ve gerçekçi tutumla yansıttı.

ROMAN: İkinci Dünya (1938), Bir Şehrin İki Kapısı, Yılan Hikayesi, Onbinlerin Dönüşü (1957), Kalpaklılar (1962), Doludizgin (Bir Karış Toprak, Bir Çift Öküz, İzmir′in İçinde ,Tartışma, Mor Ötesi, Eski Toprak

ÖYKÜ: Telli Kavak, Sığınak, Sam Amca (1952), Cihan Şoförü , Ahmet′in Kuzuları, Yolun Üstündeki Kaya, Yağmurdaki Kız , Alandaki Delikanlı,  Koca Tülü, Gecenin Soluğu

DENEME: Roman ve Yazarlık Onuru , Zarkanat

Çocuk Kitapları: Nasrettin Hoca (1970)

Günce/Anı/Gezi: Bu da Geçti Yahu (1990)

 

 

KEMAL BİLBAŞAR(1910-1983)

Tarih öğretmeni. 1943 yılında Türk yazınında yabancılaşma olgusunun ilk örneği sayılan “Denizin Çağrısı” adlı ilk romanını yazdı. Asıl tanınmasına yol açan kitabı “Cemo”, (1967) Türk Dil Kurumu Roman Ödülü kazandı ve MEB 100 temel eser listesi (ortaöğretim) ile MEB 100 temel eser listesi (ilköğretim) listelerine girdi. Hikâye ve romanlarının konularını Anadolu halkının inanç, gelenek, töre ve âdetle­rinden alır. Olayları daha çok Batı Anadolu’da geçer. Refik Halit ile başlayan memleket hikâyeciliğini devam ettirmiş­tir. Makine tarımının köy hayatında doğurduğu bazı terslikleri, yerli tasvirlerle besleyerek anlatır.

Öykü Yapıtları: Anadolu’dan Hikayeler (1939), Cevizli Bahçe, Pazarlık, Pembe Kurt, Köyden Kentten Üç Buutlu Hikayeler, Irgatların Öfkesi, Kurbağa Çiftliği

Romanları: Denizin Çağırışı (1943), Ay Tutulduğu Gece , Cemo(1966), Memo (1969), Yeşil Gölge ,  Başka Olur Ağaların Düğünü Kölelik Dönemeci , Bedoş , Yonca Kız, Zühre Ninem

Oyunları ve Senaryoları: Kendimize Dönebilmek, Çıldır Gölü Efsanesi, Şifalı Muska, Bebek Oy, Teoman’ın Oğlu, Uçan Balıklar, Yaban Keçisi, Kadırga, Gecekondu Mahallesi, Bedoş

  E.O.K. ya Ölüm, Şarkıcı Kız, Beyaz Rüya ve Cemo ise yazdığı film senaryolarıdır

 

 

DURSUN AKÇAM(1930-2003)

“On üç doğum yapıp altısını yaşatabilmiş” bir köylü ailesinin çocuğu olarak Ardahan’ın Ölçek Köyü’nde 1930 yılında doğdu. Köyde açılan geçici Halk Dershanesi’nde okuma yazma öğrendi. Bitirdiği ve edebiyatla tanıştığı Cilavuz Köy Enstitüsü, yaşamının dönüm noktası oldu.

Kırsal gerçekliklere ilişkin gözlemlerini edebi, mizahi bir üslupla anlatmıştır.

Dursun Akçam, hikâye, roman, röportaj türünde eserler verdi.

Hikâyeleri: Maral, Ölü Ekmeği, Taş Çorbası, Köyden İndim Şehre, Kafkas Kızı, Haley, Alman Ocağı, Generaller Birleşin, Sevdam Ürktü, Öğretmeni Kim Öptü, Bizim Sevdamız

Romanları: Kanlı Derenin Kurtları (1964), Kafdağı’nın Ardı (2002).

Röportajları: Analar ve Çocuklar (1964), Doğunun Çilesi (1966), Kan Çiçekleri (1977), Altta Kalanlar (1979).

 

ABBAS SAYAR(1923-1999)

Dört dönem İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde Türkoloji eğitimi aldı ancak eğitimini yarıda bırakarak Yozgat’a döndü. Bir süre çiftçilikle uğraştı. Yeniden İstanbul’a giderek matbaa kurdu, 1953’te Yozgat’a dönerek İstanbul’daki matbaasında 15 günde bir çıkarttığı gazeteyi Yozgat’ta yayımlamaya devam etti ve böylece şehrin  Bozlak adlı ilk yerel gazetesini çıkarttı. Yozgat’ın Bozok ve İleri gazetelerinde çeşitli yazıları yayımlandı. Kısa bir süre politika ile ilgilendi. Edebiyatın yanı sıra resim sanatı ile uğraştı. Yazmaya şiir ile başladı.

İlk romanı Yılkı Atı’nı yazdıktan yaklaşık on – on beş yıl sonra 1970’de yayımladı. Yılkıya bırakılan bir atın doğadaki yaşam savaşını anlatan ve arka planda köy halkının yoksulluğu ve çaresizliğini sergileyen roman daha sonra filme uyarlanmıştır.

Abbas Sayar’ın yapıtları köy edebiyatı kategorisinde değerlendirilir. Yapıtlarında genellikle Orta Anadolu’yu anlatır. Romanlarında Türk köylüsünün nasıl yaşadığını bilmek, öğrenmek ve yaşam koşullarını değiştirmek gerektiğini aydınlara ve politikacılara haykırır.

Öykü: Yorganımı Sıkı Sar, 1977

Roman: Yılkı Atı, Çelo, Can Şenliği, Dik Bayır, Tarlabaşı Salkım Saçak, Anılarda Yumak Yumak,  El Eli Yur El de Yüzü

Şiir: Boşluğa Takılan Ses, Şiirler,

Deneme: Noktalar (aforizmalar),1991

Şehir Kitapları: Yozgat Var, Yozgatlı Yok

 

NECATİ CUMALI(1921 – 2001)

Necati Cumalı edebiyata yalın şiirlerle ve güçlü Sabahattin Ali etkileri taşıyan hikâyelerle girmiş, giderek özgün bir soluk oluşturmuş usta bir Türk edebiyatçısıdır. Askerlik sonrası Urla ve İzmir’de avukatlık ve memurluk yapmıştır. Paris Basın Ataşeliği’nde memurluk görevinde bulundu. İstanbul Radyosu’nda redaktörlük yaptı. 1940’lardan itibaren Varlık, Servet-i Fünun – Uyanış, Yeni İnsanlık gibi dergilerde şiirler yayımlamıştır. İlk kitabı “Kızılçullu Yolu” 1943 tarihlidir. İkinci kitabı askerliği esnasında terhisine yakın geçirdiği “zehirli sıtma” hastalığı yüzünden gönderildiği hava değişikliğinde yazılmış olan Harbe Gidenin Şarkıları’dır. İlk şiiri 1939’da yayınlandı. Garip Akımı şairleri ve 1940 kuşağının diğer şairlerinden farklı olarak yalın, aydınlık anlatımlı, lirik şiirler yazdı. Sevgi, sevinç, özlem gibi bireyin güncel kaygılarıyla birlikte çağın toplumsal sorunlarını da ele aldı. 1955’ten sonra şiirin yanı sıra öykü, roman ve tiyatro türlerine de yöneldi. Şiirsel dili ve ayrıntıları ustaca kullanmasıyla kendini kolayca okutturdu. Roman ve öykülerinde çoğunlukla Ege Bölgesi’ndeki kasaba ve kırsal kesim insanlarının sorularını işledi. “Tütün Zamanı” (1971’de Zeliş adıyla), “Yağmurlar ve Topraklar”, “Acı Tütün” romanları bu ürünlerin en başarılıları arasındadır. “Ay Büyürken Uyuyamam” adlı öykü kitabında Anadolu insanının cinsel bir tablosunu çizdi. Öykü, roman ve oyunlarından bazıları sinemaya da uyarlandı.

şiir: Kızılçullu Yolu (1943), Harbe Gidenin Şarkıları (1945),  Mayıs Ayı Notları , Güzel Aydınlık, Denizin İlk Yükselişi, İmbatla Gelen, Güneş Çizgisi, Yağmurlu Deniz, Başaklar Gebe, Ceylân Ağıdı, Aç Güneş , Bozkırda Bir Atlı, Yarasın Beyler , Tufandan Önce Aşklar Yalnızlıklar , Kısmeti Kapalı Gençlik

öykü: Yalnız Kadın,  Değişik Gözle ,  Susuz Yaz (1962),  Ay Büyürken Uyuyamam,  Makedonya 1900, Kente İnen Kaplanlar,  Dilâ Hanım,  Revizyonist,  Yakubun Koyunları,  Aylı Bıçak

roman: Tütün Zamanı (1959) Yağmurlar ve Topraklar, Aşk da Gezer

oyun: Mine,  Nalınlar, Derya Gülü , Boş Beşik, Ezik Otlar, Vur Emri, Tehlikeli Güvercin, Yeni Çıkan Şarkılar, Kaynana Ciğeri,

Derya Gülü, Aşk Duvarı, Zorla İspanyol, Gömü, Bakanı Bekliyoruz, Kristof Kolomb’un Yumurtası, Mine, Yürüyen Geceyi Dinle, İş Karar Vermekte, Yaralı Geyik

deneme: Niçin Aşk,  Senin İçin Ey Demokrasi, Etiler Mektupları

İnceleme: Muzaffer Tayyip Uslu (1956)

günce: Yeşil Bir At Sırtında (1990)

 

EROL TOY(1936-)

Türkiye’nin ekonomik, toplumsal sorunlarını işledi. Vehbi Koç’un hayatını anlattığı söylenen İmparator romanı ile tanındı. İlk romanı Toprak Acıkınca Kurtuluş Savaşını Batı Anadolu’da verilen mücadeleyle yansıtırken topraksız köylünün geçim sıkıntılarına değinir. Azap Ortakları Timur-Yıldırım çatışmasından sonra beyliklerin içine düştükleri bunalımı yansıtır.  Kuzgunlar ve Leşler, Zor Oyunu, Yitik Ülkü diğer romanlarıdır.

 

İLHAN TARUS(1907-1967)

Yeşilkaya Savcısı’nda, Var Olmak, Hükümet Meydanı, Vatan Tutkusu adlı romanları hazırlık döneminden başlayarak Kurtuluş Savaşı’nın başlangıcını konu alır.

 

BEKİR YILDIZ(1933-1998)

Hikayelerinde Güneydoğu insanlarını yaşamlarını anlattı. 1971’de Kaçakçı Şahan eseri ile Sait Faik Hikaye,  Kara Vagon ile May Edebiyat Ödülünü aldı. İlk romanı “Türkler Almanya’da”da  Almanya’da yaşayan işçilerin sorunlarını anlatı. Halkalı Köle’de evlilik kurumunu eleştirdi.

Hikaye: Reşo Ağa (1968), Kara Vagon (1969), Kaçakçı Sahan (1970), Sahipsizler (1970), Evlilik Şirketi (1972), Beyaz Türkü (1973), Alman Ekmeği (1974), Dünyadan Bir Atlı Geçti (1975), İnsan Posası (1976), Demir Bebek (1977), Mahşerin İnsanları (1982), Bozkır Gelini (1985), Seçilmiş Öyküler (1989)

Romanları: Türkler Almanya’da (1966), Halkalı Köle (1980), Aile Savaşları (1984), Ve Zalim ve inanmış ve Kerbela (1986), Darbe (1989)

Röportajları: Harran (1972), Yaman Göç (1983), Allah’ın Gölgesinde Koşanlar (1991)

Çocuk kitapları: Şahinler Vadisi (1981), Ölümsüz Kavak (1981), Arılar Ordusu (1981)

 

TARIK DURSUN K.(KAKINÇ)(1931-)

Sanata 1949 yılında şiirle başlamış, 1951 yılında Cengiz Tuncer ile Devrialem isimli ortak bir şiir kitabı yayımlamıştır. Ardından hikâyeye geçmiş ve konularını önce gençlik serüvenlerinden, zamanla fabrika, yapı ve deniz işçilerinin, esnaf ve küçük memur sınıfının hayat savaşlarından alan ve bu hayat kesitlerini şiirli bir dille işleyen eserler yazmıştır. “Güzel Avrat Otu” hikâye kitabı ile 1961 Türk Dil Kurumu Armağanı’nı, Yabanın Adamları ile 1967 ve “Ona Sevdiğimi Söyle” ile de 1985 Sait Faik Hikâye Armağanı’nı, Kurşun Ata Ata Biter romanı ile 1984 Orhan Kemal Roman Armağanı’nı, “Ömrüm Ömrüm” hikâye kitabı ile 1987 İş Bankası Büyük Edebiyat Ödülü’nü, “Ağaçlar Gibi Ayakta” ile de 1991 Yunus Nadi Yayımlanmış Roman Armağanı’nı aldı.

Hikâye: Hasangiller (1955) , Vezir Düşü (1957) , Güzel Avrat Otu (1960) , Sevmek Diye Bir Şey (1965) , Yabanın Adamları (1966) ,

36 Kısım Tekmili Birden (1970) , Bağrıyanık Ömer ile Güzel Zeynep (1972) , Bahriyeli Çocuk (1976) , İmbatla Dol Kalbim (1982),

Ona Sevdiğimi Söyle (1984) , Ömrüm Ömrüm (1987) , Aşk Allahaısmarladık (1993) , Yaz Öpüşleri (1996) , Gönderdiğin Mektubu Aldım (1999)

Romanları, Rıza Bey Aile-Evi (1957), İnsan Kurdu (1959) , Sabah Olmasın (1967), Denizin Kanı (1968; televizyona uyarlanıp dizi olarak yayınlandı, 1980) , Kopuk Takımı (1969) , Gün Döndü (1974) , Hoşça Kal Küçük (1979) (çocuk romanı) , Kayabaşı Uygarlığının Yükselişi ve Birdenbire Çöküşü (1980), Alçaktan Uçan Güvercin (1980; televizyona uyarlanıp dizi olarak yayınlandı) ,

Kurşun Ata Ata Biter (1983) , İnsan Kurdu (1983; ikinci versiyon) , İyi Geceler Dünya (1986) , Bağışla Onları (1989) , Ağaçlar Gibi Ayakta (1990) , Bizimkisi Zor Zanaat (1990)

Masal kitapları : Deve Tellal, Pire Berber İken (1970) , Bir Küçücük Aslancık Varmış (1975) , Güzel Uykular Alara (2001)

Düzyazı kitapları : Edebiyat Üstüne Narin (1993) , Ben Unutmadan (1994) , Gavur İzmir Güzel İzmir (1994) , Kaş Kaş Üstüne Taş Taş Üstüne

 

MUZAFFER İZGÜ(1933-)

29 Ekim 1933 günü Adana’da doğdu, yoksul bir çocukluk geçirdi. Türkiye’nin en çok okunan gülmece ve çocuk kitapları yazarlarındandır. 107 kitap, 200’e yakın radyo oyunu yazmıştır. Muzaffer İzgü; bulaşıkçılık, garsonluk, sinemalarda gazoz satıcılığı gibi işlerde çalışarak eğitimine devam etti. Röportaj ve öykülerin yanı sıra tiyatro oyunu yazmaya yönelen İzgü, özel tiyatrolarda oynanan, radyolarda yayınlanan oyun ve skeçleriyle ün yaptı. Yazdığı ilk oyun, Nejat Uygur için yazdığı İnsaniyettin‘dir. Zıkkımın Kökü ile Ekmek Parası adlı eserlerinde kendi yaşam öyküsünü ortaya koydu.

 

Öykü, Mizah : Bando Takımı (1975) , Donumdaki Para (1977) , Deliye Her Gün Bayram (1980) , Sen Kim Hovardalık Kim (1980)

Her Eve Bir Karakol (1980) , Devlet Babanın Tonton Çocuğu (1981) , Lüplüp Makinesi (1982) , Kasabanın Yarısı (1982) , Demokrasimiz Kaç Para Eder (1988)

Roman: Gecekondu (1970) , İlyas Efendi (1971) , Halo Dayı (1973) , Korkak Kahraman(1998)

Oyun: Karadüzen (1971) , İnsaniyettin (1972) , Reçetesi Peçete (1974) , Utanmıyorum Üşüyorum (1975) ,Lütfen Kızımla Evlenir Misiniz?

Çocuk Kitapları: Bülbül Düdük (1980) , Ekmek Parası (1979) , Çizmeli Osman (1980) , Pazar Kuşları (1980) , Uctu Uçtu Ali Uçtu (1980) , Ökkeş dizisi. , Konuşan Balon, Karlı Yollarda(1982) , Bandocu Çocuk , Anaannem sihirbaz (2003) , Yaşasın Anaannem spor (1979), Dayak Birincisi

 

ERDAL ÖZ(1935-2006)

1980 yılında Can Yayınları’nı kurdu. “a” dergisinin kurucuları arasında yer aldı.

Eserlerinde toplum yaşamının bireylerin iç dünyasına etkilerini duygusal bir üslupla yansıttı. 1970 sonrasında toplumsal gerçekçi çizgiye yöneldi. 12 Mart döneminde hukuk dışı uygulamalarla karşılaşan tutukluların yaşamlarından yalın kesitler verdi. Baskı karşısında bireylerin yalnızlığını, direncini, umudunu etkin bir duyarlılıkla işledi.

Roman: Odalarda, Yaralısın, Deniz Gezmiş Anlatıyor, Gülünün Solduğu Akşam, Defterimde Kuş Sesleri

Öykü: Yorgunlar, Kanayan, Havada Kar Sesi Var, Sular Ne Güzelse, Cam Kırıkları

Gezi Yazısı: Ihlamurlar, Allı Turnam

Çocuk Kitapları: Dedem Korkut Öyküleri, Alçacıktan Kar Yağar, Kırmızı Balon, Babam Resim Yaptı

 

NEDİM GÜRSEL(1951-  )

Öykü: Kadınlar Kitabı, Uzun Sürmüş Bir Yaz , Sevgilim İstanbul, Sorguda, Son Tramvay, Cicipapa(Toplu Öyküler), Öğleden Sonra Aşk, İzler ve Gölgeler, Çıplak Berlin, Çıplak Berlin, Yedi Dervişler

Roman: Boğazkesen, Fatih’in Romanı, Allah’ın Kızları, Şeytan Melek ve Komünist,

İnceleme-eleştiri-deneme: Çağdaş Yazın ve Kültür, Başkaldıran Edebiyat, Dünya Şairi Nâzım Hikmet

Gezi: Seyir Defteri, Pasifik Kıyısında, Balkanlara Dönüş, Gemiler de Gitti, Bir Avuç Dünya

 

OYA BAYDAR(1940)

Lise son sınıfta iken yazdığı Allah Çocukları Unuttu adlı gençlik romanını hem Hürriyet gazetesinde tefrika oldu hem de kitap olarak yayımlandı. Bu roman yüzünden neredeyse okuldan atılıyordu. “Türkiye’de İşçi Sınıfı’nın Doğuşu ve Yapısı” konulu doktora tezinin Üniversite Profesörler Kurulu tarafından iki kez reddedilmesi üzerine, öğrenciler olayı protesto için üniversiteyi işgal ettiler. Bu olay ilk üniversite işgali eylemi oldu. Eşi Aydın Engin ve Yusuf Ziya Bahadınlı ile birlikte İlke dergisini kurdu. Sosyalist yazar, araştırmacı ve eylem kadını olarak tanındı.

Roman: Kedi Mektupları (1992- Yunus Nadi Roman Ödülü), Hiçbiryer’e Dönüş (1998), Sıcak Külleri Kaldı (2000- Orhan Kemal Roman Ödülü), Erguvan Kapısı (2004- Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü ), Kayıp Söz (2007),Çöplüğün Generali (2009), Savaş Çağı Umut Çağı (2010)O Muhteşem Hayatınız (2012)

Öykü: Elveda Alyoşa (1991)(Sait Faik Hikaye Armağanı)

 

M. SUNULLAH ARISOY(1925-1989)

Varlık dergisinde 1950’li yılların sonunda yayınlanan şiirleriyle adını duyurdu. Önce Garip akımı ve İkinci Yeni etkisinde şiirler yazdı.

Şiirlerinde halk şiiri özelliklerinden ve temalarından da yararlandı.

1960 sonrası kısa kurgulu, karamsar içerikli toplumsal gerçekçi çizgide bir şiire yöneldi.

Biçim arayışlarına girdi, divan edebiyatına özgü gazel tarzında şiirler denedi. Son döneminde Özdemir Asaf’ta olduğu gibi kısa, zekice söylenmiş, keskin sözcüklerle özlü anlatıma dayalı şiirler yazdı.

Roman ve uzun anlatı türünde eserleriyle, şiir ve mizah antolojileri de var.

ŞİİR: Garipler Treni (194) Muhteşem Kavga (1951) Mustafa Kemal Türküsü (1953) Yaban Mavisi (1956) Dışa Vuran Karanlık (1961)

Yanlış Yaşadık (1970) Sabrın Gülü (1980)

ROMAN: Karapürçek (1958)

ÖYKÜ: Tedirginin Biri (1962

 

C-BİREYİN İÇ DÜNYASINI ESAS ALAN(PSİKOLOJİK ESERLER)

Toplumcu gerçekçilerden farklı olarak insan gerçekliğini toplumsal yönüyle değil; psikolojik yönüyle anlatma gayreti içine girmişlerdir. Olaylardan ve insanlardan hareketle bireyin iç dünyasını anlatmışlardır. Toplumda bireyin yabancılaşmasını anlatırken bunun sosyo-ekonomik yönünden çok bireyin ruh durumunu analiz etmeye çalışmışlardır. Psikolojik roman ve öyküde yazarın dikkati, bireyin iç dönüşümlerine ve manevi olarak yeniden doğuşuna yönelmiştir. Bu yüzden olay örgüsüne bağlı merak unsuru ikinci planda kalmış bireyin ruh hali ve iç çatışmaları gerçekçi psikolojik tasvirlerle verilmiştir.

 

Bu gruptaki yazarlar eserlerinde özellikle iç konuşma, bilinç akımı gibi teknikleri kullanırlar.

Başlıca temsilcileri: Abdülhak Şinasi Hisar, Ahmet Hamdi Tanpınar, Peyami Safa, Mustafa Kutlu, Tarık Buğra, Samiha Ayverdi…

 

ABDÜLHAK ŞİNASİ HİSAR(1887-1963)

Çocukluğu, Rumelihisarı, Büyükada ve Çamlıca’da geçti. Ailesine haber vermeden 1905’te Galatasaray Sultanisi’nden ayrılarak Paris’e gitti. Paris’te Prens Sebahattin, Dr. Nihat Reşat Belger, Ahmet Rıza Bey ve Yahya Kemal ile sık sık görüşür. Edebiyata Mütareke yıllarında Dergâh ve Yarın dergilerindeki şiir, kitap tanıtma ve eleştiri yazılarıyla başladı. 1921’den itibaren İleri ve Medeniyet gazetelerindeki yazılarıyla tanındı. Cumhuriyet dönemi yazarı olmasına rağmen dil ve üslup açısından Meşrutiyet kuşağına bağlı kalan Hisar’ın bütün yapıtları esas olarak “hatıra”ya dayalıdır. Romanlarında Maurice Barrés, Anatole France ve Marcel Proust gibi yazarların edebiyat anlayışlarını benimsemiştir.

Abdülhak Şinasi Hisar’ın “Fehim Bey ve Biz” adlı romanı hem kişisel hem toplumsal nedenlerden dolayı gerçekle ilişkisi hastalıklı hale gelen bunalımlı bireyi anlatan bir eserdir.

Roman: Fahim Bey ve Biz (1941), Çamlıca’daki Eniştemiz (1944), Ali Nizami Bey’in Alafrangalığı ve Şeyhliği (1952)

Deneme/Fıkra: Boğaziçi Mehtapları (1942), Boğaziçi Yalıları (1954), Geçmiş Zaman Köşkleri (1956)Geçmiş Zaman Fıkraları (1958)

Antoloji: Aşk İmiş Her Ne Var Alemde (1955)

Biyografi: İstanbul ve Pierre Loti (1958), Yahya Kemal’e Veda (1959), Ahmet Haşim : Şiiri ve Hayatı (1963

 

PEYAMİ SAFA(1899-1961)

   Server Bedi takma ismini de kullanan yazar romanlarının yanı sıra, düşünsel yapıtları, polemikleri, köşe yazarlığı ve gazeteciliği ile de tanınır. Servet-i Fünun dönemi şairlerinden İsmail Safa’nın oğludur. Sivas’a sürgüne gönderilen babasının orada ölmesi üzerine 1901 yılında iki yaşında yetim kalmış, bu yüzden “Yetim-i Safa” adıyla anılmıştır. Babasız büyümenin acılarının yanı sıra, sekiz dokuz yaşlarında yakalandığı bir kemik hastalığı dolayısıyla 17 yaşına kadar, bu hastalığın fiziksel ve ruhsal bunalımlarını yaşamıştır. Sonradan bu günlerini ünlü Dokuzuncu Hariciye Koğuşu adlı romanında dile getirmiştir. Ayrıca Fatih-Harbiye gibi diğer romanlarında da kendi hastalığının buhranını yansıttığı karakterlere rastlanır.

Hastalık ve savaşın yol açtığı maddî sıkıntılar dolayısıyla öğrenimini sürdürememiş, o sıralar Maarif Nazırı olan Recaizade Ekrem Bey (Recaizade Mahmut Ekrem), bu görevinden ayrılınca onu Galatasaray Lisesi’nde okutma vaadini yerine getirememiş, Peyami Safa da hayatını kazanmak ve annesine bakmak için Vefa İdadisi’ndeki öğrenimini yarıda bırakmıştır. Karton Matbaası’nda bir süre çalışan Peyami Safa, Posta – Telgraf Nezareti’ne girmiş, I. Dünya Savaşı’nın başlamasına kadar orada çalışmıştır (1914). Daha sonra Boğaziçi’ndeki Rehber-i İttihat Mektebi’nde öğretmenlik yapmaya başlamıştır. Dört yıl çalıştığı bu okulda, hem öğretmiş, hem de kendi çabasıyla Fransızca’sını ilerletmiştir.

1918 yılında ağabeyi İlhami Safa’nın isteğine uyarak öğretmenlikten ayrılmış ve birlikte çıkardıkları “20. Asır” adlı akşam gazetesinde “Asrın Hikâyeleri” başlığı altında yazdığı öykülerle gazetecilik yaşamına başlamıştır.

İlk romanlarında sola yakın görüşler taşıyan Peyami Safa, bir hastanın psikolojisini anlattığı otobiyografik romanı Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’nu (1931) Nazım Hikmet’e ithaf etmişti. Bu roman hariç, 1922-1939 yılları arasında yazdığı Mahşer (1924), Şimşek (1928), Fatih-Harbiye (1931) ve Biz İnsanlar (1939) adlı romanlarında Doğu-Batı sorunsalını karakterlerde somutlaştırarak işledi. Safa, bu romanlarında, ruh hallerini çözümlemede, kurguda, dilinin kıvraklığında, anlatım tekniklerindeki denemelerde başarılı bulunurken romanlarında düşünceyi öne çıkarması dolayısıyla eleştiriler aldı. II. Dünya Savaşı sırasında Nasyonal Sosyalistlere yakınlaşmasıyla dikkat çeken Safa’nın gerçekçi roman çizgisi Matmazel Noraliya’nın Koltuğu (1949) ile mistisizme yöneldi.

İlk uzun hikâyesi Gençliğimiz’i 1922 yılında neşreden Peyami Safa, para kazanmak amacıyla yazdığı kitaplarında, ilk defa ağabeyi İlhami Safa’nın takma ad olarak kullandığı, annesi Server Bedia Hanım’ın adından uyarladığı Server Bedi müstear adını kullanmış, bu takma adla yüzlerce eser vermiştir. Bunlar arasında en sevilenler Cingöz Recai macera romanları ile Cumbadan Rumbaya adlı romanı olmuştur.

Peyami Safa, Türk kültür yaşamında yayımlandığı yıllarda hayli etkili olmuş Hafta, Kültür Haftası (1936, 21 sayı) ve Türk Düşüncesi (1953-1960, 63 sayı) dergilerini çıkarmıştır.

Asıl ününü romancı olarak yapan Peyami Safa, bazı uzun öyküleri ile de dikkati çekmiş, yazar Batılı kaynakların bir “Zalim” olarak tanıttıkları hun hükümdarı Attila’yı aklamak amacıyla aynı adda bir de tarihsel roman yazmıştır.

Sanat, edebiyat, felsefe, psikoloji, sosyoloji gibi değişik alanlarda yazdığı yazılarla çok yönlü bir yazar oldu. 43 yıl hiç durmadan yazdı.

Nâzım Hikmet, Nurullah Ataç, Zekeriya Sertel, Muhsin Ertuğrul, Aziz Nesin’le polemiklere girdi. Ayrıca ders kitapları da yazdı.

Peyami Safa, Dar ve kapalı mekanlarda az sayıda kahraman ve basit olay örgüsü ile kurduğu başarılı psikolojik romanlarıyla tanınmıştır.

Roman: Gençliğimiz (1922),  Şimşek(1923), Sözde Kızlar(1923),  Mahşer(1924),  Bir Akşamdı(1924), Süngülerin Gölgesinde(1924), Bir Genç Kız Kalbinin Cürmü (1925), Canan(1925), Dokuzuncu Hariciye Koğuşu (1930),  Fatih-Harbiye(1931),  Atilla(1931), Bir Tereddüdün Romanı(1933),  Matmazel Noralya’nın Koltuğu(1949),  Yalnızız(1951),    Biz İnsanlar (1959)

Öykü: Hikayeler (Halil Açıkgöz derledi, 1980)

Oyun: Gün Doğuyor (1932)

İnceleme-Deneme: Türk İnkılâbına Bakışlar (1938) Büyük Avrupa Anketi (1938) Felsefî Buhran (1939) Millet ve İnsan (1943) Mahutlar (1959) Mistisizm (1961) Nasyonalizm (1961) Sosyalizm (1961) Doğu-Batı Sentezi (1963)

Sanat- Edebiyat-Tenkid (1970) Osmanlıca-Türkçe- Uydurmaca (1970) Sosyalizm-Marksizim- Komünizm (1971)

Din-İnkılâp-İrtica (1971) Kadın-Aşk-Aile (1973) Yazarlar-Sanatçılar- Meşhurlar (1976) Eğitim-Gençlik-Üniversite (1976)

20. Asır- Avrupa ve Biz (1976)

Ders Kitapları: Cumhuriyet Mekteplerine Millet Alfabesi (1929) Cumhuriyet Mekteplerine Alfabe (1929) Cumhuriyet Mekteplerine Kıraat (Dört cilt, 1929) Yeni Talebe Mektupları (1930) Büyük Mektup Numuneleri (1932) Türk Grameri (1941) Dil Bilgisi (1942) Fransız Grameri (1942) Türkçe İzahlı Fransız Grameri (1948)

 

AHMET HAMDİ TANPINAR(1901-1962)

1923 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi. Liselerde ve yüksek okullarda çeşitli dersler okuttu. 1939 yılında İstanbul Üniversitesi’nde Yeni Türk Edebiyatı profesörlüğüne atandı. 1942-1946 yılları arasında Maraş Milletvekili olarak görev yaptı. Bir süre Milli Eğitim müfettişliği yaptı. Sonra 1949 yılında Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ndeki görevine döndü. Gençlik yıllarında Yahya Kemal ve Ahmet Haşim’in talebesi ve dostu olmuş, Batı edebiyatından Paul Valéry ile Marcel Proust’u kendisine üstad olarak seçmiştir. Bu yazarlar edebiyatta güzellik ve mükemmeliyete ön planda yer verirler. Onlara göre edebiyat, tıpkı resim ve musiki gibi “güzel sanat”tır. Onlardan farkı, boya ve ses yerine, insanı ve hayatı anlatmada bu iki vasıtadan çok daha zengin olan dili kullanmasıdır.

Tanpınar şiiri hayatının en büyük ihtirası haline getirmiş, fakat asıl kabiliyetini şiir estetiğine göre yazdığı mensur eserlerde göstermiştir.

Bursa’da Zaman” şiiri ile tanır. Haşim gibi o da küçük yaşta kaybettiği annesinin yokluğundan duyduğu acıyı ve kendisini avutacak bir sevginin özlemini dile getirir. İçe dönük bir bakışla doğa ile iletişim kurmaya çalışır. Şiirinin bir başka yönü Bergson felsefesinden kaynaklanan zaman kavramıdır. Onun eserlerinde zaman, basit bir süreklilik değil, çok katlı ve karmaşık bir akıştır. “Ne İçindeyim Zamanın”, “Bursa’da Zaman” şiirleri bu olgunun örnekleridir.

Şiirlerinde bir imaj ve müzik kaygısı taşıdığı, hikâye ve romanlarında da, başta zaman teması olmak üzere, psikolojik anları, bilinçaltını aradığı, yansıttığı görülür.

Yazar ile ilgili yayınlanmış en son eser 2007 yılının sonunda çıkan “Günlüklerin Işığında Tanpınar’la Başbaşa“dır

İlk romanı “Mahur Beste” 1944’te Ülkü Dergisi’nde yayınlandı. Osmanlı Devleti’nin son döneminde seçkin bir çevrenin yaşayışını sergileyen bu romanın ardandan, kendi yaşamından da izler taşıyan “Huzur” 1949’da basıldı. Huzur, hem bir aşk hem de Tanpınar’ın İstanbul’a olan derin sevgisinin romanıdır. Estetik anlayışının, kültür birikiminin ve geçmiş kültürlere yaslanan yaşam felsefesini yansıttığı bu kitabı Tanpınar’ın en yetkin romanı sayılır. Romanda, Mümtaz ile Nuran’ın aşkı çerçevesinde Doğu ile Batı, eski ile yeni, geçmişin değerleriyle var olan değerler, aşk ile toplumsal sorumluluk arasındaki çatışmayı ve bu çatışmanın doğurduğu bireysel bunalımları irdeler. 1950’de Yeni İstanbul gazetesinde yayınlanan ancak ölümünden sonra 1973’te basılan “Sahnenin Dışındakiler” ile 1961’de basılan “Saatleri Ayarlama Enstitüsü“nde de iki uygarlık, iki değerler sistemi arasında bocalayan Türk toplumunun ironik tablosu çizilir. Ölümünden sonra plan ve notlarına dayanılarak bir araya getirilen ve 1987’de yayınlanan “Aydaki Kadın“da da aynı irdeleme vardır. Şiir, roman ve yazılarının yanı sıra İstanbul, Bursa, Ankara, Erzurum ve Konya kentlerini doğal, tarihsel ve kültürel yapılarıyla anlattığı 1946’da basılan “Beş Şehir” önemli eserleri arasındadır.

Ahmet Hamdi Tanpınar, Yazarın olay ve karakter romanı olmaktan çok karmaşık ruh durumlarını tasvir eden “Huzur” adlı eseri , yer yer özel yaşamına ait izler taşıması, İstanbul’un doğal ve tarihi zenginliğini yansıtması açısından önemlidir. Mümtaz ve Nuran arasındaki ilişki psikolojik yönüyle anlatılır. “Saatleri Ayarlama Enstitüsü” adlı eser ise psikolojik niteliklerinin yanı sıra Türk modernleşmesine getirdiği ironik eleştirisiyle Türk romanının kilometre taşlarındandır.

Şiir: Bütün Şiirleri (1976-1981)

Roman: Mahur Beste (tefrika 1944 – basım 1975) Huzur (1949-1983) Sahnenin Dışındakiler (tefrika 1950- basım 1973)

Saatleri Ayarlama Enstitüsü (1961-1977) Aydaki Kadın (ölümünden sonra 1987)

Öykü: Abdullah Efendi’nin Rüyaları (1943-1983) Yaz Yağmuru (1955-1983)

Deneme: Beş Şehir (1946-2001) Edebiyat Üzerine Makaleler (1969-1977) Yaşadığım Gibi (1970-1977)

Diğer:  Tevfik Fikret (1937-1944) Namık Kemal (1942) Yahya Kemal (1940-1982) 19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi (Ancak birinci cildini tamamlayabildi, 1942-1985)

 

TARIK BUĞRA(1918-1994)

Tarık Buğra Akşehir’de doğdu. Ahmet Hamdı Tanpınar ve Mehmet Kaplan’ın öğrencisi oldu. Küçük Ağa adlı romanı Kaplan tarafından mezuniyet tezi olarak kabul edildi ve Yeni Türk Edebiyatı Kürsüsü’nden mezun oldu. Gazeteciliğe 1947’de Akşehir’de babası Erzurumlu Mehmet Nâzım Bey’le birlikte Nasreddin Hoca gazetesini çıkararak başladı. Tarık Buğra, ilk piyeslerini ve “Yalnızların Romanı“nı askerliği sırasında yazmıştı. Kasaba yaşantısından, orta sınıf insanların ev ve aile ortamlarından kesitler verdiği hikâyelerinde, yoğun, şiirli bir dille aşk, yalnızlık, uyumsuzluk gibi temaları işledi. Olay örgüsünden çok iç gerçekliğe ağırlık verdi. 1955’te çıkan “Siyah Kehribar“la romana geçti.

Kurtuluş Savaşı’na merkezden değil, bir kasabadan baktığı Küçük Ağa’da (1963) yakın tarihe resmi tarih anlayışının dışına çıkan bir yorum getirdi. Bu romanın devamını 1967’de Küçük Ağa Ankara’da adıyla yayımladı. Firavun İmanı (1976), Dönemeçte (1978), Gençliğim Eyvah (1979), Yağmur Beklerken (1981) adlı romanlarında da Cumhuriyet’in çeşitli evrelerini, demokrasiye geçiş sürecindeki çalkantıları konu edindi. Ortao0uyncusu “Komik-i şehir” Naşit’in hayatından yola çıkarak yazdığı İbiş’in Rüyası ile 1970 TRT Sanat Ödülleri Yarışması’nda başarı ödülü, Osmanlı İmparatorluğu ’nun kuruluş yıllarını anlattığı Osmancık’la (1985) Milli Kültür Vakfı Edebiyat Armağanı’nı, Yağmur Beklerken’le Türkiye İş Bankası Büyük Ödülü’nü aldı. 1991’de Devlet Sanatçısı unvanını aldı. Birey özgürlüğünü savunduğu Ayakta Durmak İstiyorum (1966) ve Üç Oyun (1981) adıyla kitaplaştırdığı piyeslerinin hemen hepsi sahnelendi, romanları TV dizisi haline getirildi. Fıkralarından seçmeleri Gençlik Türküsü (1964), gezi notlarını Gagaringrad (1962), dil ve edebiyat üzerine yazılarını Düşman Kazanmak Sanatı (1979), denemelerini Bu Çağın Adı (1979) başlıklarıyla yayımladı.

Tarık Buğra, 1950 sonrasının önde gelen yazarlarından olan Tarık Buğra’nın “İbiş’in Rüyası” adlı romanı bir sanatçının iç dünyasını anlatması bakımından önemlidir. Bir Milli Mücadele romanı olan “Küçük Ağa” da roman kahramanının psikolojik değişim süreci, sağlam bir kurgu ve başarılı bir anlatımla verilmiştir. “Osmancık” ta Osmanlı’nın kuruluş devrini anlatmıştır. Öykülerinde aşk ve aile hayatı gibi bireysel konuları işlemiştir.

Roman: Siyah Kehribar(1955), Küçük Ağa(1964),  Küçük Ağa Ankara’da(1966),  İbişin Rüyası(1970),  Firavun İmanı (1976), Gençliğim Eyvah(1979),  Dönemeçte (1980), Yalnızlar(1981), Yağmur Beklerken(1981), Osmancık (1983).

Hikâye: Oğlumuz(1949),  Yarın Diye Bir Şey Yoktur(1952),  İki Uyku Arasında(1954),

Tiyatro: Ayakta Durmak İstiyorum,  Akümülatörlü Radyo,  Yüzlerce Çiçek Birden Açtı

Gezi Yazıları: Gagaringrad (Moskova Notları) (1962)

Fıkra ve Deneme: Gençlik Türküsü (1964) Düşman Kazanmak Sanatı (1979) Politika Dışı (1992).

 

MUSTAFA KUTLU(1947-…)

Erzincan’ın Ilıç ilçesine bağlı Kuruçay nahiyesinde doğar. Çocukluğu, babasının işi nedeniyle dolaşmakla geçer. Babasının ölümü üzerine, annesine yardımcı olmak için yazları sebze halinde çalışır. Yeni Şafak’ta futbol yazıları yazar.

Mustafa Kutlu,  Son otuz yılın en önemli öykü yazarlarından olan M. Kutlu, hikayedeki yeni biçim ve üslup denemeleriyle dikkat çekmiştir. “Uzun hikaye” tarzını geliştiren yazar eserlerinde insanın derinliğine yönelmiş; rüya ile gerçek arasında geçmişi arayan, zamanı ve eşyayı sorgulayan bir bireyi anlatmıştır. Canlı diyaloglar, iç konuşmalar, yerel sözcükler ve geleneksel anlatı unsurları yazarın üslubunu ilgi çekici hale getirmiştir.

Hikaye: Ortadaki Adam (1970), Gönül İşi (1974), Yokuşa Akan Sular (1979), Yoksulluk İçimizde (1981),

Ya Tahammül Ya Sefer (1983),  Bu Böyledir (1990),  Sır (1990), Arkakapak Yazıları (1995),  Hüzün ve Tesadüf (1998)

Uzun Hikâye (2000), Beyhude Ömrüm (2001), Mavi Kuş (Hikaye 2002), Tufandan Önce(2003),  Şehir mektupları, Menekşeli Mektup, Yoksulluk Kitabı, Rüzgarlı Pazar, CHEF, Kapıları Açmak, Huzursuz Bacak, TAHİR SAMİ BEY’İN ÖZEL HAYATI, ZAFER YAHUT HİÇ,

Deneme: Akasya ve Mandolin (1999)

İnceleme: Sabahattin Ali (1972)Sait Faik’in Hikaye Dünyası (1968)

 

SAMİHA AYVERDİ(1905-1993)

Roman, hikâye, hatırat, makale ve inceleme türünde yapıtlar verdi. Rifailik tarikatının önderi Kenan Rifai’nin en önemli öğrenci mürididir. Tarikatı hümanist bir yaklaşıma taşıması ile tanınır. Çok iyi derecede Fransızca öğrenerek tarih, tasavvuf, felsefe alanlarında kendini yetiştirdi. Ayverdi, Kubbealtı Cemiyeti (1970)ve Vakfı’nın (1978) kurucu üyesidir.

Samiha Ayverdi, 1938’de ilk romanı Aşk Budur’u yayınladı. 1946’dan itibaren daha çok fikir ve tarih eserlerine ağırlık verdi.

Yapıtlarında, tarihi yoğun biçimde kullanmıştır. İnceleme yazıları ve romanları İstanbul üzerinedir. Tasavvuf düşüncesi ve tarih özellikle romanlarında canlanmış, Kenan Rıfai’yi eserleri yoluyla okuyuculara tanıtmaya çalışmıştır.

Batmayan Gün” ve “İnsan ve Şeytan” adlı romanları geçmişi arayışının ürünleridir. Geçmişe duyduğu özlemi en iyi yansıtan romanı “İbrahim Efendi Konağı“‘dır.

Samiha Ayverdi, Eserlerinde özellikle geçmiş- şimdi çatışması, Batılılaşma ile birlikte meydana gelen değişimin aileyi olumsuz etkilemesi bireyin iç dünyasından hareketle verilir. İnsanı anlatırken özellikle onun yücelerek ilahi aşka yönelmesi ve insan-ı kamil olması üzerinde durulur.

Eserleri: Aşk Bu İmiş, Batmayan Gün, Mâbette Bir Gece, Ateş Ağacı, Yaşayan Ölü, Son Menzil, Yolcu Nereye Gidiyorsun, Yusufcuk , Mesihpaşa İmamı, Ken’an Rifâî ve Yirminci Asrın Işığında Müslümanlık, İstanbul Geceleri, Edebî ve Mânevî Dünyâsı İçinde Fâtih, İbrâhim Efendi Konağı ,Boğaziçi’nde Târih, Misyonerlik Karşısında Türkiye, Türk-Rus Münâsebetleri ve Muhârebeleri, Bir Dünyâdan Bir Dünyâya, Türk Târihinde Osmanlı Asırları, Millî Kültür Meseleleri ve Maârif Dâvâmız, Âbide Şahsiyetler, Türkiye’nin Ermeni Meselesi,Hâtıralarla Başbaşa, Kölelikten Efendiliğe, Dost , Yeryüzünde Birkaç Adım, Rahmet Kapısı, Mektuplardan Gelen Ses, ,Ne İdik Ne Olduk , Hancı, Bağ Bozumu, Hey Gidi Günler Hey, Küplüce’deki Köşk, Ah Tuna Vah Tuna, Dile Gelen Taş, Râtibe, İki Âşinâ, Ezelî Dostlar, Mülâkatlar, Dünden Bugüne Ne Kalmıştır

 

HALİKARNAS BALIKÇISI(1890-1973)

Asıl adı Cevat Şakir Kabaağaçlı olan, Bodrum‘a olan aşkı ile tanınan ünlü roman ve hikâye yazarı. Lise öğreniminden sonra İngiltere’de denizcilik öğrenimi yapmak istediyse de ailesinin ısrarı ile Oxford Üniversitesi’nde tarih öğrenimi gördü.  Babasının çiftlikte bir tartışma anında Cevat Şakir’in silahından çıkan kurşunla vurulması üzerine Cevat Şakir cinayet iddiasıyla yargılandı ve 15 yıl kürek cezasına çarptırıldı. 1925 yılına kadar geçimini haftalık dergilerde tercümeler, yazılar yayınlayarak, resim ve yeni tarz tezhipler yaparak, karikatür yaparak, karikatür çizerek ve renkli dergi kapakları hazırlayarak temin etti. Türk basınında kapakçılığın gelişmesinde katkısı vardır. Dört asker kaçağının kadersizliğiyle ilgili olarak Hüseyin Kenan takma adıyla kaleme aldığı 13 Nisan 1925 tarihli “Hapishanede İdama Mahkûm Olanlar Bile Bile Asılmağa Nasıl Giderler” başlıklı öyküsünden ötürü İstanbul İstiklal Mahkemesi’nde yargılandı. ‘Memlekette isyan bulunduğu sırada, askeri isyana teşvik edici yazı yazmak’ tan suçlu bulundu. Mahkeme başkanı Ali Çetinkaya tarafından idama mahkûm edilmek istendiyse de, Kılıç Ali Bey’in önerisiyle kalebentlikle Bodrum’a sürüldü. 3 yıllık sürgünlüğünün yarısını Bodrum’da tamamladı. Bodrum’a yeniden dönüp yaklaşık 25 yıl kaldı.

Bodrum’un antik çağdaki adı olan Halikarnas’ı mahlas olarak benimseyen Cevat Şakir, Bodrum’da balıkçılık dahil çeşitli işlerde çalıştı. Edebiyat sahasına giren eserlerinin büyük kısmını da Bodrum’da yazdı.

Deniz hikâyeleriyle tanındı. Konularını Ege Bölgesi ve Akdeniz Bölgesi kıyı ve açıklarında gelişen, denize bağlı olaylardan çıkardı. İçinde yaşadığı, en küçük ayrıntılarına kadar bildiği hür ve asi denizi, kaderleri denizin elinde olan balıkçıları, dalgıçları, sünger avcılarını ve gemileri zengin bir terim ve mitologya hazinesinden güçlenerek, denize karşı sonsuz bir hayranlıktan gelen şiirli, yer yer aksayan, ama sürükleyip götüren bir anlatımla hikâye ve romana geçirdi.

Yazı ve düşünceleriyle Azra Erhat gibi döneminin önemli aydınlarını etkilemiş bir kişi olarak, çeşitli dillerden yüz kadar da kitap çevirmiş olan ve kendi eserlerinin sonraki baskıları yapılagelen Halikarnas Balıkçısı’na Kültür Bakanlığınca 1971 Devlet Kültür Armağanı verilmiştir.

Cevat Şakir Bodrum’da yaşadığı dönemde arkadaşları ile ilk Mavi Yolculuk fikirini ve uygulamasını gerçekleştirmişlerdir.

Öykü: Ege Kıyılarından, Merhaba Akdeniz, Ege’nin Dibi, Yaşasın Deniz, Gülen Ada, Ege’den, Gençlik Denizlerinde,

Parmak Damgası, Dalgıçlar, Çiçeklerin Düğünü , Ege’den Denize Bıkarılmış Bir Çiçek

Roman: Aganta Burina Burinata, Ötelerin Çocukları, Uluç Reis, Turgut Reis, Deniz Gurbetçileri, Bulamaç

Otobiyografi(Anı): Mavi Sürgün

Deneme: Anadolu Efsaneleri, Anadolu Tanrıları, Anadolu’nun Sesi, Hey Koca Yurt, Merhaba Anadolu, Düşün Yazıları Altıncı Kıta Akdeniz, Sonsuzluk Sessiz Büyür, Arşipel

Çocuk kitabı: Yol Ver Deniz, Denizin Çağrısı, İmbat Serinliği, Nasrettin Hoca, Gündüzünü Kaybeden Kuş, Deniz Gurbetçileri

 

MEMDUH ŞEVKET ESENDAL(1883-1952)

Türk yazar, diplomat, siyasetçi. Yaşamının yalnızca dokuz yılında ciddi biçimde edebiyatla uğraşmasına rağmen Türk öykücülüğünün önemli bir ismi oldu. Durum hikâyeciliğinin Türk edebiyatındaki temsilcisidir.  En çok bilinen eseri 1934 yılında yayımlanan Ayaşlı ve Kiracıları adlı romanıdır.  Savaş koşulları nedeniyle eğitimini tamamlayamadı ve Edirne Rüştiyesi’ni (bugünkü Edirne Lisesi) terk etmek zorunda kaldı.  Babasının ölümü üzerine ailesinin geçim yükünü üstlenmek zorunda kaldı.  İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne üye oldu, müfettiş olarak Anadolu ve Rumeli’yi yakından görüp tanımak fırsatını buldu. Mütareke yıllarında hakkında tutuklama kararı çıkması nedeniyle İtalya’ya kaçan Memduh Şevket Bey, İzmir’in işgalinden sonra yurda döndü ve Anadolu’ya geçerek milli mücadeleye katıldı. 1920`de TBMM hükûmetinin ilk orta elçisi olarak Azerbaycan’a gönderildi. Azerbeycan’dan döndükten sonra bir süre Galatasaray ve Kabataş liselerinde tarih, coğrafya öğretmenliği yaparak geçimini sağladı. 1925 yılında iktidarın hoş karşılamadığı haftalık siyasi Meslek Gazetesi ‘ni çıkardı.

Esendal’ın edebiyatımıza getirdiği en önemli yenilik, ele aldığı konuları büyük bir sadelikle işlemesidir. Bu konular, yine sıradan insanların yaşamları etrafında gezinir. Öykücülüğe başladığı ilk yıllarda, dilde sadeleşmenin öncüsü olan Ömer Seyfettin’in izinden giden Esendal, ustalık dönemine eriştiğinde, hem Ömer Seyfettin’den, hem de kendi çağdaşlarından daha sade ve düzgün bir dille yazmıştır. Üslubunda Çehov’un etkileri açıkça görülür. Hatta, bazı öyküleri, Çehov’dan yapılmış uyarlamalardır. Ancak bu etki, yazım tarzı, dildeki sadelik, kişilerin seçilişi ile sınırlı kalır. Esendal, Çehov’un karamsar bakışını tekrarlamaz. Kendi deyişiyle; insanlara yaşamak için ümit, kuvvet ve neşe veren yazılardan hoşlanır, insanları yoğunmuş mutfak paçavrasına çeviren ve yeise düşüren yazılardan hoşlanmaz.

Roman :Ayaşlı ile Kiracıları(CHP roman ödülü), Miras, Vassaf Bey

Öykü : Bir Kucak Çiçek, Bizim Nesibe, Gödeli Mehmet, Güllüce Bağları Yolunda, Hava Parası, İhtiyar Çilingir,

Kelepir, Mendil Altında, Otlakçı, Sahan Külbastısı, Veysel Çavuş, Gönül Kaçanı Kovalar

Hatıra: Tahran Anıları ve Düşsel Yazılar

Mektup: Kızıma Mektuplar

 

D-MODERNİZMİ/POSTMODERNİZMİ ESAS  ALAN ESERLER

Modernizm, geleneksel olanı yeni olana tabi kılma tavrı, yerleşik ve alışılmış olanı yeni ortaya çıkana uydurma eğilimi olarak tanımlanabilir. Modernizmle birlikte özellikle gerçeklerin göründükleri gibi olmadığı, yerleşik kurallara ve toplumun bayağılığına isyan düşüncesi ağırlık kazanmıştır.

Modernizmi esas alan eserlerde geleneksel anlatım ve yapı reddedilmiştir. Alegorik anlatıma önem verilmiş; duygu, düşünce ve davranışlarıyla insanın karmaşık bir varlık olduğu kabul edilmiştir. Bireyin hayatının huzursuzluk üzerine kurulduğu düşünülmüş, kişinin bunalımlarına ve toplumla çatışmalarına yer verilmiştir. Ayrıca roman ve hikayelerde çağrışıma çok yer verilmiş, şiirsel bir anlatım benimsenmiştir.

Modernist yazarların temsilciliğini F. Kafka, A. Camus, J. P. Sartre’ın yaptığı varoluşçuluktan etkilendikleri görülür. Bu akım bireyin kendi özünü bulması gerektiğini, hür olmanın son derece önemli olduğunu, kişinin geleceğini kendisinin verdiği kararların oluşturduğunu ve bu yüzden bireyin kendini sorgulaması gerektiğini savunur. Burjuva toplumuna karşı isyancı yaklaşımı destekleyen varoluşçuluk, eserlerde özellikle küçük burjuva aydınının ruhsal bunalımlarının işlenmesine neden olmuştur. Modernist edebiyat bu yüzden “bunalım edebiyatı” olarak da adlandırılmıştır.

 

Modernizmin Özellikleri:

1-Eserlerinde bilinç akışı kullanılır, diyaloglara ve “hikaye etme”ye pek yer verilmez.

2-“Bilinç akışı” tekniğinde kişilerin düşünceleri mantıksal ve zamansal bir sıra izlemez, birbiriyle bağıntısı olmayan sıçramalar yapar; anlatı kişisi, aynı zaman dilimi içinde, değişik zaman dilimlerini yaşar.

3- Tarih yerine efsane tercih edilir.

4-Kişilerin psikolojik özellikleri ön plandadır, toplum içindeki yerleri ve değerleri pek önemsenmez.

5-Geleneksel yapı ve anlatım reddedilir.

6-İnsanın dışındaki toplumsal dünya yalın bir biçimde yansıtılmaz.

7-Bireyin bunalımları ve toplumla çatışmaları aktarılır.

8-İnsanın, düşünce ve davranışlarıyla karmaşık bir varlık olduğu belirtilir.

9-“Şey”lerin göründükleri gibi olmadıkları, yerleşik uzlaşımlara, modern toplumun vasatilik ve bayağılığına isyan ön plana çıkarılır.

10-Geleneksel olanı, yeni olana tabi kılma tavrı hakimdir.

11-Bireysel yalnızlık, toplumdan kaçış işlenir.

12-Olayın temel alındığı anlatılarda “çağrışım”a çok yer verilir.

13-Gerçekçi romanda temel olarak alınan “olay”, “karakter” ve “çevre” önemsizleştirilmiş; “simge”, “imge”, “ritim” be “bakış açısı” gibi ögeler öne çıkarılmıştır.

14-Anlatımda şiirsel ögeler yer alır.

15-Alegorik(simgesel) bir anlatım görülür.

Batı edebiyatında James Joyce(Ulyses), Virginia Woolf(Deniz Feneri, Kendine Ait Bir Oda, Orlando, Dalgalar, Mrs. Dalloway),  Marcel Proust(Kayıp Zamanın İzinde, Çiçek açmış genç Kızların Gölgesinde), Robert Musil(Niteliksiz Adam), Henry James, Joseph Conrad modernizm içinde yer alırlar.

 

POSTMODERNİZM ve edebiyat

Postmodernizm, modernizmin sonrası ve ötesi anlamında bir tanımlama olarak kullanılmaktadır ve modern düşünceye ve kültüre ait temel kavram ve perspektiflerin sorunsallaştırılmasıyla ve hatta bunların yadsınmasıyla birlikte yürütülmektedir.

-Postmodernizm, modernizmin sorgulanmadan, herkes tarafından kabul edilmesi gereken evrensel değerler olduğu görüşünü reddederek ortaya çıkar.

-Postmodernizmde gerçeklik unsurundan çok kurmaca ön plandadır.

-Yazar, bir topluluk üyesi olmaya karşıdır; kendi bireyselliğini egemen kılmaya yönelir.

-Bu tür romanda son genellikle belirsizdir. Alışılagelmiş sonlar bulunmaz. (Yeni Hayat, Kar)

-Tek bir konu, tek bir bakış açısından verilmez; çok yönlü, çok kültürlü, değişik bakış açılı romanlar yazılır. (Kar, Benim Adım Kırmızı, Kara Kitap)

-Bütünlük yerine, gerek bireyler ve kişilikleri açısından, gerekse olaylar açısından parçalanmışlık öne çıkar. (Benim Adım Kırmızı, Tutunamayanlar)

-Somut gerçeklikle soyut gerçeklik iç içe verilir. (Tutunamayanlar, Kara Kitap)

-Tarihi, edebiyatın malzemesi olarak görüp onu yeniden üretmeye çalışır. (Benim Adım Kırmızı, Kara Kitap)

-Ciddi duruşa karşı alaycı tutumu benimser. Saçma bulunan durumlar alaycı bir üslupla anlatılır.

-Postmodern yazara göre hayat bir oyundur. Yaşamı kurmacaya dönüştüren roman da oyun içinde oyundur.

-Gerçek yaşamda karşılaşılan kişilerle hayal dünyasının kişileri, masal kişileri, çizgi film kahramanları birlikte verilebilir.

-Roman içinde farklı edebi türlerden yararlanılır. (Örneğin Kara Kitapta köşe yazısı (fıkra) biçiminde yazılmış metinler yer alır.)

-Zaman ve mekân geleneksel (klasik) ve modern romandaki kadar belirgin değildir. (Yeni Hayat, Tutunamayanlar)

-Edebiyatın aracı olan dil, postmodern romanda amaç haline gelmiştir. Dille oynama, dilin olanaklarını sonuna kadar kullanma, gerek kültür dilinin gerekse sokak dili ve yerel dillerin anlatım olanaklarından yararlanma bu anlayışın en belirgin özelliğidir.

 

2010 – LYS3 / TDE

55. Aşağıdakilerden hangisi modernizmi esas alan yapıtların belirleyici özelliklerinden biri değildir ?

A) Okurların merak duygusunun kamçılanması amaçlanır.

B) Yaşamın çok boyutlu ve kavranması zor gerçeklerden oluştuğu savunulur.

C) Anlatıcı, büyük ölçüde birey bilinciyle kendi “ben”ini öne çıkarır.

D) Topluma ait değerleri yansıtma amacı yoktur.

E) Anlatılanlar kişilerin iç dünyasının süzgecinden

geçirilerek verilir.

52. Aşağıdakilerin hangisinde bir bilgi yanlışı vardır?

A) Bilge Karasu, Yeni Yalan Zamanlar’da büyük ölçüde kadın sorunlarını somutlayıcı bir tutumla yansıtmaya çalışmıştır.

B) Romanlarında bilinç akışı, iç monolog gibi yeni anlatım teknikleriyle kendine özgü bir yol bulan Adalet Ağaoğlu’nun ilk romanı, Ölmeye Yatmak’tır.

C) Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar romanı, ele aldığı konu, konuyu işleyiş tarzı ve kullanılan yeni anlatım teknikleri bakımından dikkate değer nitelikler taşır.

D) Yusuf Atılgan’ın Anayurt Oteli adlı romanı, aynı otelde kâtiplik yapan Zebercet adlı kahramanın ruhsal dünyasının açığa çıkarılması üzerinde şekillenir.

E) Toplumcu gerçekçi tutumla bireyin iç dünyasına kapanışını birlikte anlatan Haldun Taner, Şişhaneye Yağmur Yağıyordu, On İkiye Bir Var adlı kitapları ile ödül almıştır.

 

 

OĞUZ ATAY(1934-1977)

Babası, Sinop ve  Kastamonu Milletvekilliği yapan Cemil Atay’dır. 1951’de Ankara Maarif Koleji’ni, 1957’de de İTÜ İnşaat Fakültesi’ni bitirdi. Üç yıl sonra İDMMA (İstanbul Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi) İnşaat Bölümü’nde öğretim üyesi oldu. 1975’te doçent olan Atay, TOPOGRAFYA adlı bir de mesleki kitap yazdı. Çeşitli dergi ve gazetelerde makale ve söyleşileri yayınlandı. Oğuz Atay, Tutunamayanlar’ın 1971-72’de yayınlanmasından sonra, önemli bir tartışmanın odak noktası oldu. Bu romanıyla 1970 TRT Roman Ödülü’nü kazandı.

 

Türk edebiyatının en önemli eserlerinden biri olan Tutunamayanlar, eleştirmen Berna Moran tarafından, “hem söyledikleri hem de söyleyiş biçimiyle bir başkaldırı” olarak nitelendirilmiştir. Moran’a göre Tutunamayanlar’daki edebi yetkinlik, Türk romanını çağdaş roman anlayışıyla aynı hizaya getirmiş ve ona çok şey kazandırmıştır.

 

Atay’ın büyük etki yaratan eseri Tutunamayanlar’ı 1973’te yayınladığı Tehlikeli Oyunlar adlı ikinci romanı izlemiştir. Hikâyelerini Korkuyu Beklerken başlığı altında toplayan Atay, 1911-1967 yılları arasında yaşamış Prof. Mustafa İnan’ın hayatı konu eden Bir Bilim Adamının Romanı’nı 1975 yılında yayımlamıştır. 1973 yılında yayımlanan Oyunlarla Yaşayanlar adlı oyunu Devlet Tiyatrosu’nda sahnelenmiştir. Atay, beyninde çıkan bir tümör nedeniyle büyük projesi “TÜRKİYE’NİN RUHU”nu yazamadan 13 Aralık 1977’de, İstanbul’da hayatını kaybetmiştir.

 

Öldükten sonra 1987’de Günlük, 1998’de ise Eylembilim adlı kitapları yayımlanmıştır. Sağlığında hiçbir kitabı ikinci baskı bile yapamayan Atay’ın kitapları ölümünden sonra büyük ilgi gördü ve defalarca basıldı. Yıldız Ecevit’in hazırladığı Oğuz Atay biyografisi “Ben Buradayım…” 2005 yılında yayınlandı. Türk Edebiyatı’nda yazdığı Tutunamayanlar ile postmodern tarzda eser veren ilk yazarımız Oğuz Atay’dır.

 

Oğuz Atay, özellikle Tutunamayanlar romanında, modern şehir yaşamı içinde bireyin yaşadığı yalnızlığı, toplumdan kopuşları ve toplumsal ahlaka, kalıplaşmış düşüncelere yabancılaşan, tutunamayan bireylerin iç dünyasını anlatır. Yapıtları eleştiri, mizah ve ironi barındırır.

Eserleri: Tutunamayanlar (1972), Tehlikeli Oyunlar (1973), Bir Bilim Adamının Romanı (1975), Korkuyu Beklerken (1975)Oyunlarla Yaşayanlar (1985), Günlük (1987), Eylembilim (1992)

 

 

SAİT FAİK BASIYANIK(1906-1954)

Modern Türk hikâyeciliğinin öncülerinden olan Sait Faik, getirdiği yeniliklerle “kökü kendisinde olan” bir yazar olarak kabul edilir. Klasik öykü tekniğini yıkarak doğayı ve insanları basit, samimi, hem iyi hem kötü taraflarıyla oldukları gibi fakat şiirsel ve usta bir dille anlattı. Bunu yaparken diğer çoğu Cumhuriyet sonrası sanatçısı gibi Batı’daki gelişmelere bağlı kalmadı, hiçbir edebî anlayışın etkisinde hareket etmedi ve belli bir tarzın takipçisi olmadı.

Toplumun problemlerine değil bireyin toplum içindeki sorunlarına yönelen yazar, öykülerinde çoğunlukla kendisinden yola çıkıp bireyler hakkında yazarak insan gerçeğini anlamaya çalıştı. Çoğunlukla şehirli alt sınıfın hayatını yazan Abasıyanık, balıkçı, işsiz, kıraathane sahibi gibi karakterleri anlattı. İnsanların yaşama biçimlerini, isteklerini, tasalarını, korkularını ve sevinçlerini irdeleyerek, toplum meselelerinden çok “insanı ele alan sanatçılar” sınıfında yer aldı.

1930’larda başladığı yazı hayatı boyunca “sorumlu avare”, “gözlemci balıkçı”, “çakırkeyf sirozlu”, “küfürbaz şair”, “müflis tacir”, “züğürt yazar”, “hamdolsun diyemeyen rantiye”, “anadan doğma çevreci” gibi sıfatlarla anılan Abasıyanık’ın tüm yazdıkları bir şair duyarlılığı içerdi.

Onuncu sınıfa kadar İstanbul Erkek Lisesine devam eden Abasıyanık, Arapça öğretmenleri Seyit Salih Efendi’nin sandalyesine iğne koyduğu için kırk bir arkadaşıyla beraber okuldan atıldı ve öğrenimini Bursa Erkek Lisesi’nde tamamladı. İlk öyküsü olan İpekli Mendil’i bu okulda, edebiyat dersi ödevi olarak yazdı. 1931 yılında babasının isteği üzerine iktisat okumak üzere İsviçre’nin Lozan şehrine gitti. Medarı Maişet Motoru, kısa bir süre sonra Bakanlar Kurulu kararı ile toplatıldı. Çelme olayının ardından Medarı Maişet Motoru da asılsız bir ihbar sebebiyle toplatılınca, yazarın yazın hayatı bir kere daha yavaşladı. 1953 yılında Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Mark Twain Derneği, çağdaş edebiyata yaptığı katkılardan ötürü yazara onur üyeliği verdi. Sait Faik, eserleri ile kişiliği arasında yakın ilişki bulunan sanatçılardan biriydi. Yazar, hayatı boyunca çevresine uyum sağlayamamıştı ve bu uyuşmazlık onun her şeyden şikâyet etmesine sebep oluyordu. Hikâyelerindeki karakterlerde olumsuz yön aramaması ve onları iyi yanları ile göstermesinin sebebinin, yazarın ideale ulaşma arzusu olduğu söylenir. Annesi, Makbule Hanım’ın “Şatafattan nefret ederdi. Dolabında her şey bulunduğu ve ailevi durumumuz iyi olduğu halde ekseriya başına bir kasket ayağına bir pantolon geçirerek balıkçı arkadaşlarıyla gününü gün ederdi” tespitlerine katılan Yaşar Nabi Nayır ise Abasıyanık hakkında “Aristokrat değildi. Halktan üstün görünmeye çalışandan hoşlanmazdı. Herkes gibi olmak, herkese uymak isteği onda sonradan edinilmiş bir his değildir. Doğuştan gelme bir tabiattır.” dedi. Anlattığı küçük insanların ekmek kavgasına ya da sınıf çatışmalarına yönelik ideolojik sanatın dışında kalmış, kavgasız, şikâyetsiz küçük insanların mutlu dünyasını anlatmaya çalışmıştır.

Yalnızlık dünyayı doldurmuş. Sevmek bir insanı sevmekle başlar her şey. Burada her şey bir insanı sevmekle bitiyor.”

Hikâye kitapları: Semaver, Sarnıç, Şahmerdan , Lüzumsuz Adam, Mahalle Kahvesi, Havada Bulut, Kumpanya

Havuz Başı, Son Kuşlar, Alemdağ’da Var Bir Yılan, Az Şekerli, Tüneldeki Çocuk

Şiir: Şimdi Sevişme Vakti

Roman: Medarı Maişet Motoru(ikinci baskı, Birtakım İnsanlar adı ile), Kayıp Aranıyor

Çeviri: Yaşamak Hırsı, Georges Simenon (1954)

Röportajları: Mahkeme Kapısı

 

HALDUN TANER(1915-1986)

    Öykü, tiyatro ve kabare yazarı, öğretim üyesi ve gazeteci.

Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının önde gelen yazarlarından birisidir.

Türkiye’de epik tiyatro türü ve kabare tiyatrosunun öncüsüdür

Beş yaşında iken babasını kaybetti. Annesiyle birlikte büyükbabasının konağında yaşadı. Öğrenim görmek üzere Almanya’ya gönderildi. Siyasal Bilgiler alanındaki öğrenimini geçirdiği ağır tüberküloz nedeniyle 1938’de yarıda bıraktı.

Edebiyat yaşamına gençlik yıllarında yazdığı skeçlerle başladı. Asistanlığı sırasında yazdığı “Günün Adamı” oyunu, İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda sahnelenmeden yasaklandı. Viyana’ya tiyatro bilimi eğitimi için gitti.

Türk Tiyatrosu’ndaki ilk epik tiyatro örneği olan “Keşanlı Ali Destanı” adlı oyunu ile dünya çapında tanındı. Bu oyun yurtdışında Almanya, İngiltere, Çekoslovakya, eski Yugoslavya’nın çeşitli kentlerinde oynandı. Atıf Yılmaz tarafından sinemaya aktarıldı (1964). Daha sonraki dönemlerde konularını güncel olaylardan alan siyasal-sosyal taşlamaların ağır bastığı oyunlar yazdı. Epik tiyatro ve kabarenin alnında verdiği yapıtlar çağdaş Türk tiyatrosunun klasikleri oldu. Eşsiz bir arı Türkçe kullanan Haldun Taner, Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının ve tiyatrosunun önde gelen yazarları arasına girdi.

Devekuşu Kabare’yi (1967), Bizim Tiyatro‘yu, Tef Kabare Tiyatrosu’nu kurdu. Küçük Dergi’yi çıkardı. Fıkra yazarlığını 1973’ten itibaren Milliyet’te sürdürdü.

Filme de alınan “Kaçak’ (1955) ile “Dağlar Delisi Ferhat” (Lütfi Akad ve Orhan Kemal’le birlikte, 1957) adlı senaryoları sırasıyla Türk Film Dostları Derneği’nin senaryo ödülünü ve Basın-Yayın Senaryo Armağanı’nı kazandı. “Sancho’nun Sabah Yürüyüşü”(1969) ile Bordighera Uluslararası Mizah Festivali Öykü Ödülü’nü, tiyatro dalında da “Sersem Kocanın Kurnaz Karısı” (1971) oyunuyla 1972 Türk Dil Kurumu Tiyatro Ödülü’nü kazandı. Sedat Simavi Vakfı 1983 Edebiyat Ödülü’nü Pertev Naili Boratav’la paylaştı.

Öyküleri: Geçmiş Zaman olur ki, Yaşasın Demokrasi, Tuş, Şişhane’ye Yağmur Yağıyor, Onikiye Bir Var, Konçinalar ,

Ayışığında Çalışkur, Sancho’nun Sabah Yürüyüşü, Kızıl Saçlı Amazon, Yalıda Sabah, Şeytan Tüyü,

Hatıra: Sırıtık Bir Küskün

Tiyatro oyunları: Günün Adamı, Dışardakiler , Ve Değirmen Dönerdi, Fazilet Eczanesi, Lütfen Dokunmayın, Huzur Çıkmazı,Keşanlı Ali Destanı, Gözlerimi Kaparım, Vazifemi Yaparım, Zilli Zarife, Vatan Kurtaran Şaban ,

Bu Şehr-i İstanbul Ki, Sersem Kocanın Kurnaz Karısı, Astronot Niyazi, Ha Bu Diyar, Dün Bugün, Aşk-u Sevda, Dev Aynası, Yâr Bana Bir Eğlence, Ayışığında Şamata, Hayırdır İnşallah, Marko Paşa

Fıkra-Gezi-Söyleşi: Devekuşuna Mektuplar, Hak dostum Diye başlayalım Söze, Düşsem Yollara Yollara, Ölürse Ten Ölür Canlar Ölesi Değil, Yaz Boz Tahtası, Çok Güzelsin Gitme Dur, Berlin Mektupları, Koyma Akıl Oyma Akıl, Önce İnsan Olmak

 

 

FAİK BAYSAL(1922-2002)

    Romanya’dan göçen bir ailenin çocuğu olarak, çocukluğu Adapazarı’nda büyükbabasının yanında geçti.

Mesut Uçakan, “Kavanozdaki Adam” senaryosunu filme çekti TRT’de gösterildi (1988). Faik Baysal, edebiyata şiirle adım attı.

Romanlarından Rezil Dünya yaşamöyküsünden büyük izler taşıyan bir romanı oldu. Bunda büyükbabasıyla geçirdiği çocukluk döneminden başlayarak, 2. Dünya Savaşı’nın sıkıntılarını, savaş zenginlerini anlattı. Adını Sakarya ili dolaylarındaki bir köyden alan Sarduvan ise, acımasız köy gerçeklerini, güvensiz ortamın beraberinde getirdiği umutsuzluğu, çaresizliği konu edindi. Faik Baysal, çok değişik konularda romanları olan bir yazar. Rezil Dünya, hem otobiyografik özellikleriyle, hem de karamsarlığıyla öne çıkar.

Ateşi Yakanlar, bir Kurtuluş Savaşı romanıdır. 10 Mayıs 1919 ile 20 Ekim 1920 tarihleri arasındaki dönemi, Kuvayi Milliye hareketini anlatır. Elleri Sesinin Rengindeydi, Faik Baysal’ın yeni yazdığı ve hiçbir yerde yayımlanmamış öykülerinden oluşan en son kitabıdır ve insanı tüm boyutlarıyla, çoğunlukla da kadınları dile getirir. Faik Baysal, Kırmızı Sardunya’da gündelik yaşam­larını sürdüren sıradan kişilerden çok, belirgin ve canlı tipler üstünde durur. Drina’da Son Gün ise, 2. Dünya Savaşı yıllarında Yugoslavya’da kalan Türkler’in çektikleri gerçek acıların acıklı öyküsüdür.

Roman: Sarduvan (1944,1993 sansürsüz olarak basımı, Orhan Kemal Roman Armağanı), Rezil Dünva , Drina da Son Gün , Ateşi Yakanlar , Voli

Öykü: Perşembe Adası , Sancı Meydanı (Sait Faik Armağanı), Babasının Oğlu, Nuni, Militan, Tota, Güller Kanıyordu, İlgaz Teyze Öldü, Kırmızı Sardunya (Perşembe Adası ile Sancı Meydanı birlikte, 1997), Elleri Sesimin Rengindeydi, Terlikler

Şiir: İlk Defa, Uyyy, Beyaz Şiirler, Ayın Ucunda

Başlıca çevirileri: Bahar Kokusu (H.H. Kirst 1972), Siyah Lale (A. Dumas, 1975), Kırmızı Pazartesi (G.G. Marquez, 1982)

 

SABAHATTİN KUDRET AKSAL(1920-1993)

     1940’lardaki yeni edebiyat hareketi içinde yer aldı. Günlük yaşamın, küçük ayrıntıların avareliklerin şairi oldu. Cahit Sıtkı Tarancı etkisiyle hece vezni ve uyak kullandığı ilk dönem şiirlerinden sonra Garip akımı ve Orhan Veli’ye yakınlaştı. 1976 sonrasında ise yalınlığı elden bırakmadan dilde derinlik arayışına başladı. Uyak tekrar şiirinin köşetaşı oldu. Bu dönemde Garip’ten de uzaklaşıp İkinci Yeni havasına girdi. Kendisine özgü bir biçimde insan-doğa ilişkisine felsefe düzleminde yaklaştı. Şiirlerinde kent insanlarının gündelik ilişkilerini, saçmalıklarını, çatışmaya varan tartışmalarını ele aldı. Öykü ve oyunlarında ise psikolojik öğeleri ve biçim arayışlarını öne çıkardı. Çeviriler ve sanat üzerine yazılar yayınl Şiir: Şarkılı Kahve, Gün Işığı, Duru Gök, Bir Sabah Uyanmak, Elinle, Eşik, Çizgi, Zamanlar, Bir Zaman Düşü, Buluşma, Batık Kent, Bir Resimde Atatürk, Atatürk Anadolu’da

Öykü: Gazoz Ağacı

Oyunlar: Evin Üstündeki Bulut, Şakacı, Bir Odada Üç Ayna, Tersine Dönen Şemsiye, Kahvede Şenlik Var, Kral Üşümesi       Bay Hiç, Önemli Adam

Deneme: Geçmişle Gelecek

Ayrıca, Paul Éluard ve Charles Baudelaire’den şiirler çevirdi

 

VÜS’AT O. BENER(1922-2005)

Türk yazar ve şair. Yazar Erhan Bener’in kardeşi. 1950’de New York Herald Tribune gazetesi ile Yeni İstanbul gazetesinin birlikte düzenlediği öykü yarışmasında “Dost” isimli öyküsüyle üçüncülük kazandı. Vüs’at O. Bener, eserleri içinde daha çok özyaşamöyküsel nitelik taşıyan öyküleriyle bilinir. Gündelik olaylarla, bilinçaltında birikmiş yaşam parçalarını birleştirdi. Sürekli yeni anlatım biçimleri aradı. Eserlerinde ölüm izleği önemli bir yer tutar. Bunda yazarın genç yaşta doğum sırasında kaybettiği ilk eşi ve doğumdan sonra yaşatılamayan çocuğunun da etkisi vardır. Okurdan çaba isteyen, ayrıksı bir dili olan Bener’in kişilerinin gündelik hayatın ikiyüzlülüklerini dışavuran bilinçakışlarını, Virgül dergisindeki yazısında, Orhan Koçak “iç konferans tekniği” olarak adlandırmıştır. Öykülerinin yanı sıra Vüs’at O. Bener’in şiirleri, kısa dizelerden oluşan, esprili, ironik ve şaşırtıcıdır.

Öykü: Dost (1952), Yaşamasız, Siyah-Beyaz , Mızıkalı Yürüyüş, Kara Tren, Kapan

Oyun: Ihlamur Ağacı, İpin Ucu

Roman: Buzul Çağının Virüsü, Bay Muannit Sahtegi’nin Notları

Şiir: Manzumeler

 

 

ADALET AĞAOĞLU(1929-  )

Romanlarıyla ünlü yazar, Türk edebiyatının usta kalemlerinden birisidir. Türkiye’nin değişik dönemlerini ve bu dönemlerin insan hayatlarına etkisini inceleyen eserler vermiştir. Ortaöğrenimini Ankara Kız Lisesi’nde tamamladıktan sonra 1950 yılında Ankara Üniversitesi Dil-Tarih-Coğrafya Fakültesi’nin Fransız Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun olmuştur. 1951-1970 yılları arasında TRT’de çeşitli görevlerde bulundu. Kurumun özerkliğine el konulması gerekçesiyle TRT Radyo Dairesi Başkanlığı’ndan istifa etti ve 1970’ten bu yana yazarlıktan başka bir işle uğraşmadı.

Edebiyat yaşamına şiirlerle başladı, kısa bir süre sonra oyun yazarlığına yöneldi. 1953 yılında yazdığı “Bir Piyes Yazalım” tiyatro oyunu 1953’te Ankara’da sahnelendi. İlk romanını yazana kadar oyun yazarlığını sürdürdü. Üst üste yazdığı oyunlarla altmışlı ve yetmişli yılların önde gelen oyun yazarlarından oldu.

İlk romanı Ölmeye Yatmak, 1973’te yayımlandı. Bu ilk romanından itibaren tüm eserleri yoğun tartışmalara konu oldu. Ölmeye Yatmak, daha sonra yazdığı Bir Düğün Gecesi ve Hayır adlı romanlarla bir üçleme oluşturdu ve birçok ödül kazandı. Öykü kitapları, denemeler, anı-roman türünde eserler de yayımlayan Ağaoğlu 1991 yılında Çok Uzak Çok Yakın’la oyun yazarlığına döndü. Ağaoğlu, halen yazmayı sürdürüyor.

Adalet Ağaoğlu’ile ilgili yazıları bir araya getiren arşiv eşi Halim Ağaoğlu’ tarafından hazırlanmış ve 2003’te Adalet Ağaoğlu’nun yazarlığının 55. yılı anısına Herkes Kendi Kitabının İçini Tanır adı ile basıldı.

Can Yücel’in Adalet Ağaoğlu için söylediği “Sen Türkiye’nin en güzel kazasısın” sözü , Feridun Andaç’ın Adalet Ağaoğlu ile yaptığı nehir söyleşi tarzında bir kitabın adı oldu. Kitap, 2006’da basıldı.

Tiyatro ve radyo oyunları: Yaşamak, Evcilik Oyunu, Sınırlarda Aşk, Çatıdaki Çatlak, Tombala, Çatıdaki Çatlak, Sınırlarda Aşk-Kış-Barış, Üç Oyun: Bir Kahramanın Ölümü-Çıkış-Kozalar, Kendini Yazan Şarkı, Duvar Öyküsü, Çok Uzak-Fazla Yakın,

Romanları: Dar zamanlar Üçlemesi: 1-Ölmeye Yatmak , 2-Hayır, 3-Bir Düğün Gecesi , Yazsonu, Üç Beş Kişi, Hayır… ,  Ruh Üşümesi, Romantik Bir Viyana Yazı, Fikrimin İnce Gülü

Öykü kitapları: Sessizliğin İlk Sesi, Hadi Gidelim, Hayatı Savunma Biçimleri

Deneme kitapları: Geçerken, Başka Karşılaşmalar – 1996

Diğer eserleri: Göç Temizliği (Anı-Roman), Gece Hayatım (Rüya Anlatısı)

Günlük: Damla Damla Günler

 

ORHAN PAMUK(1952-):

2006 yılında Nobel Ödülünü kazanarak bu ödülü alan en genç iki kişiden biri olmuştur. Kitapları elli sekiz dile çevrildi ve yüzü aşkın ülkede yayımlandı.

Çocukluğundan yirmi iki yaşına kadar yoğun bir şekilde resim yaparak ve ileride ressam olacağını düşleyerek yaşadı. Liseyi İstanbul’daki Amerikan lisesi Robert College’de okudu. İstanbul Teknik Üniversitesi’nde üç yıl mimarlık okuduktan sonra, mimar ve ressam olmayacağına karar verip bıraktı. İstanbul Üniversitesi’nde gazetecilik okudu, ama bu işi de hiç yapmadı. Pamuk, yirmi üç yaşından sonra romancı olmaya karar vererek başka her şeyi bıraktı ve kendini evine kapatıp yazmaya başladı.

1979 yılında ilk romanı olan “Karanlık ve Işık” ile katıldığı Milliyet Roman Yarışmasında birincilik ödülünü Mehmet Eroğlu ile paylaştı. Bu romanı ancak 1982 yılında Cevdet Bey ve Oğulları(İstanbullu zengin ve Pamuk gibi Nişantaşı’nda yaşayan bir ailenin üç kuşaklık hikâyesi) adıyla yayımlandı. 1983 yılında bu kitapla Orhan Kemal Roman Ödülüne layık görüldü. İkinci romanı olan Sessiz Ev 1984 yılında Madaralı Roman Ödülünü kazandı. Venedikli bir köle ile bir Osmanlı alimi arasındaki gerilimi ve dostluğu anlatan romanı Beyaz Kale (1985), İstanbul’un sokaklarını, geçmişini, kimyasını ve dokusunu, kayıp karısını arayan bir avukat aracılığıyla anlatan Kara Kitap romanını yazdı.

1994’te Türkiye’de yayımlanan ve esrarengiz bir kitaptan etkilenen üniversiteli gençleri hikâye ettiği Yeni Hayat adlı romanı Türk edebiyatının en çok okunan kitaplarından biridir. Pamuk’un Osmanlı ve İran nakkaşlarını ve Batı dışındaki dünyanın görme ve resmetme biçimlerini bir aşk ve aile romanının entrikasıyla hikâye ettiği Benim Adım Kırmızı adlı romanı 1998’de yayımladı.

“İlk ve son siyasi romanım” dediği Kar adlı kitabını 2002’de yayımladı. Doğu Anadolu’daki Kars şehrinde, siyasal islâmcılar, askerler, laikler, Kürt ve Türk milliyetçileri arasındaki şiddeti ve gerilimi hikâye eden bu kitap ile yeni tarz bir “siyasal roman” yazmayı denedi. Uluslararası ve Türk gazete ve dergilerine yazdığı edebi ve kültürel makalelerle, kendi özel not defterlerinden yaptığı geniş bir seçmeyi 1999 yılında Öteki Renkler adıyla yayımladı. Pamuk’un 2003 yılında yayımladığı  kitabının adı İstanbul(Hatıralar ve Şehir)‘dur. Yazarın hem yirmi iki yaşına kadar olan hatıralarından, hem de İstanbul şehri üzerine bir deneme olan ve yazarın kendi kişisel albümüyle, Batılı ressamların ve yerli fotoğrafçıların eserleriyle zenginleştirilmiş bu şiirsel kitabı sınıflamak zordur. Masumiyet Müzesi(2008) romanı, Manzaradan Parçalar(yazılarından ve söyleşilerinden seçmeler)(2010) son eserleridir.

Orhan Pamuk’un romancılığı postmodern roman kategorisinde değerlendirilmektedir. Doğu-batı sorunsalıyla estetik düzeyde hesaplaşmaya yönelen Ahmet Hamdi Tanpınar ve Oğuz Atay gibi önemli yazarlardan birisidir Pamuk; bu sorunsalı kültürel ve felsefi içerimleriyle edebiyatına taşımış, özellikle Kara Kitap’ta bu tema bağlamında önemli, çok katmanlı bir edebi metin örneği sergilemiştir.

 

 

FÜRUZAN(1935-  )

özellikle öyküleri ile tanınan bir yazardır. İlkokuldan sonra eğitimine devam edememiş ve kendi kendisini eğitmiştir. İlk eseri Parasız Yatılı ile 1972 Sait Faik Hikâye Armağanı’nı almıştır. “12 Mart” dönemini anlattığı Kırk Yedi’liler romanı da 1975 Türk Dil Kurumu Roman Ödülü’ne layık görülmüştür. Yazarın sinema çalışmaları da bulunmaktadır.

İlk romanlarında düşmüş kadınlar, kötü yola sürüklenen küçük kızların, çöküş sürecindeki burjuva ailelerin, yeni yaşama koşullarından bunalan, yurt özlemi çeken göçmenlerin, yoksulluk içinde yaşama savaşı veren, tek silahları sevgi olan yalnız kalmış kadınların, çocukların dramlarına sevecen bir bakışla eğildi. Ayrıntılarla beslediği canlı anlatımı, karaterleri işleyişindeki derinlikle dikkat çekti. Almanya incelemelerinden sonra da göçmen ve gurbetçi işçi soranları üzerinde durdu. Ayrı kültürlerden gelen insanların yaşamlarından kesitler verdi, özellikle gurbetçilerin çocuklarının sorunlarına eğildi.

Öykü: Su Ustası Miraç, Parasız Yatılı , Kuşatma, Benim Sinemalarım , Gül Mevsimidir, Gecenin Öteki Yüzü,

Sevda Dolu Bir Yaz

Roman: Kırk Yedi’liler,  Berlin’in Nar Çiçeği

Röportaj: Yeni Konuklar

Gezi: Evsahipleri , Balkan Yolcusu

Oyun: Redife’ye Güzelleme, Kış Gelmeden

Çocuk Kitabı: Die Kinder der Türkei(Türkiye Çocukları).

Şiir: Lodoslar Kenti.

 

 

SEVİNÇ ÇOKUM(1943-  )

Sosyal ve tarihî romanlar yazdı. Hikâyelerinde İstanbul’un gelenekçi semtlerinin sosyal yapısından kesitler verdi; yalnızlığı ve dayanışmayı işledi. Ruh tahlilleriyle kahramanlarının duygularını akıcı ve dokunaklı bir dille ortaya koydu.. Romanlarında sosyal konuların yanında tarihî konulara da ağırlık vermiştir. Türk kimliğinin üzerinde durarak esir Türklerin ıstıraplarını dile getirmiştir.

Hikayeleri: Eğik Ağaçlar, Bölüşmek, Makine, Derin Yara, Onlardan Kalan, Rozalya Ana, Bir Eski Sokak Sesi, Gece Kuşu Uzun Öter

Romanları: Zor, Hilal Görününce, Karanşığa Direnen Yıldız, Bğizim Diyar, Ağustos Başağı, Deli Zamanlar, Gülyüzlüm,  Gece Rüzgarları, tren Burdan Geçmiyor

Deneme: Güzele Bakan Karınca, Vaktini Bekleyen Tohum

 

 

ALEV ALATLI(1944-  )

Liseyi Tokyo, Japonya’da okudu. ODTÜ Ekonomi-İstatistikbölümüne girdi, felsefe alanında doktora yaptı. Düşünce tarihi ve ilahiyat alanında araştırma yaptı.

 

Roman: Yaseminler Tüter Mi Hala?,  İşkenceci,  Kadere Karşı Koy A.Ş.

Or’da Kimse Var mı? dizisi: 1. Viva La Muerte (Yaşasın ölüm),  2. Nuke Türkiye ,   3. Valla Kurda Yedirdin Beni

4. O.K. Musti Türkiye Tamamdır

Schrödinger’in Kedisi:1. Kabus, 2. Rüya

Gogol’un İzinde:1. Aydınlanma Değil Merhamet!., 2. Dünya Nöbeti, 3. Eyy Uhnem Eyy Uhnem

İnceleme – Deneme:  Aydın Despotizmi, Eylül, Hayır Diyebilmeli İnsan, Şimdi Değilse Ne Zaman, Yorumsuz

 

 

MEHMET EROĞLU(1948-  ), Romancı, senarist

Roman: Issızlığın Ortasında, Geç Kalmış Ölü, Yarım Kalan Yürüyüş, Adını Unutan Adam, Yürek Sürgünü, Düş

Kırgınları, Belleğin Kış Uykusu, Mehmet: Fay kırığı 1

Senaryoları: Sızı, 80. Adım, Solgun Bir Sarı Gül, Issızlığın Ortası, Tutku Çemberi

 

 

AHMET ALTAN(1950-  )

Çetin Altan’ın oğlu, Taraf gazetesinin kurucusu.

Roman: Dört Mevsim Sonbahar, Sudaki İz, Yanlızlığın Özel Tarihi, Tehlikeli Masallar, Kılıç Yarası Gibi, İsyan Günlerinde Aşk, Aldatmak, En Uzun Gece

Deneme: Gece Yarısı Şarkıları, İçimizde Bir Yer, Karanlıkta Sabah Kuşları, Kristal Denizaltı, Ve Kırar Göğsüne Bastırırken

 

 

 

İHSAN OKTAY ANAR(1960-  )

Lisans, master ve doktora eğitimini Ege Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde yaptı. Halen aynı okulda öğretim üyeliği yapmaktadır. Türk edebiyatının son yıllarda yetiştirdiği en büyük isimlerdendir. Her bir kitabının çok uzun araştırmalardan sonra yazıldığı içerdikleri ağır tarihi bilgi ile göze çarpar. Eserleri pek çok küçük hikâye etrafında örülmüş büyük bir roman biçimindedir.

Roman: Puslu Kıtalar atlası, Amat, Suskunlar,

Hikaye: Kitab-ül Hiyel, Efrâsiyâb’ın Hikâyeleri

 

 

HASAN ALİ TOPTAŞ(1958, Denizli – )

Öykü, roman ve şiirsel metinleriyle tanınır. Veznedarlık, icra memurluğu ve hazine avukatlığında memurluk yaptı. Toptaş, dili kullanmadaki ustalığıyla tanınmakta, postmodern edebiyatın önemli temsilcilerinden biri olarak kabul edilmektedir.

Roman: Sonsuzluğa Nokta, Gölgesizler, Kayıp Hayaller Kitabı, Bin Hüzünlü Haz, Uykuların Doğusu

Öykü: Bir Gülüşün Kimliği, Yoklar Fısıltısı, Ölü Zaman Gezginleri

Çocuk romanı: Ben Bir Gürgen Dalıyım

Şiirsel metin: Yalnızlıklar

Deneme: Harfler ve Notalar

 

 

SELİM İLERİ(1949- )

19 yaşında Cumartesi Yalnızlığı isimli ilk öykü kitabı yayınlandı. Romanlarında ve öykülerinde bireyin zengin iç dünyasını başarıyla yansıtabilen yazar,ilk eserlerinde bireyler arasındaki iletişimsizlikleri de ön plana çıkarır. Radyo ve televizyonlara bir çok program yaptı. (TRT2, Selim İleri’nin Not Defterinden)

Öykü: Cumartesi Yalnızlığı, Pastırma Yazı, Dostlukların Son Günü, Bir Denizin Eteklerinde, Eski Defterde Solmuş Çiçekler , Son Yaz Akşamı

Roman: Destan Gönüller, Her Gece Bodrum, Ölüm İlişkileri, Cehennem Kraliçesi, Bir Akşam Alacası, Yaşarken ve Ölürken, Ölünceye Kadar Seninim, Yalancı Şafak, Saz Caz Düğün Varyete, Hayal ve Istırap

Deneme-İnceleme: Çağdaşlık Sorunu, Aşk-ı Memnu ya da Uzun Bir Kışın Siyah Günleri,  Düşünce ve Duyarlık, Kamelyasız  Kadınlar

Anı: Annem İçin, Hatırlıyorum, Seni Çok Özledim

Şiir: Ay Işığı

Senaryo: Kırık Bir Aşk Hikayesi

 

 

SEVGİ SOYSAL(1936-1976)

1961’de Ankara Meydan Sahnesi’nde Haldun Dormen’in yönettiği “Zafer Madalyası” adlı oyunda tek kadın rolünü oynadı. İlk öykü kitabı Tutkulu Perçem, 1962 yılında yayımlandı.

Teyzesi Rosel’in kişiliğinden yola çıkarak, birbirine bağlı öykülerden oluşan “Tante Rosa”’yı yazdı. Kadın-erkek ilişkisi ve evlilik temasını işlediği ilk romanı “Yürümek”‘le TRT Sanat Ödülleri Yarışması Başarı Ödülü’nü kazandı.

12 Mart dönemi, Sevgi Soysal’ın hayatı ve yazarlığı üzerinde derin izler bırakan bir dönem oldu. Yürümek, müstehcenlik gerekçesiyle toplatıldı. Cezaevinde yazdığı Yenişehir’de Bir Öğle Vakti adlı romanıyla 1974 yılında Orhan Kemal Roman Armağanı’nı kazandı. Adana’da sürgünde bulunan bir kadının başından geçen olaylar etrafında 12 Mart’ı eleştirdiği romanı Şafak, 1975’te yayımlandı. Hastalık izlenimlerini ve 12 Mart sonrası değişimi anlatan öykülerini topladığı Barış Adlı Çocuk, 1976’da yayımlandı.

    Eserleri: Tutkulu Perçem, Tante Rosa, Yürümek, Yenişehir´de Bir Öğle Vakti, Barış Adlı Çocuk, Şafak, Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu, Bakmak, Hoşgeldin Ölüm

 

FERİT EDGÜ(1936 – )

Öykücü, şair, romancı, deneme yazarı.

Roman: Kimse, O/Hakkari’de Bir Mevsim, Eylülün Gölgesinde Bir Yazdı,

Öykü: Kaçkınlar, Bozgun, Av, Bir Gemide, Çığlık, Binbir Hece, Doğu Öyküleri, İşte Deniz, Maria, Do Sesi, Avara Kasnak Nijinski Öyküleri

Senaryo: Hakkâri’de Bir Mevsim (O adlı romanından senaryo, Onat Kutlar ile birlikte)

Deneme: Tüm Ders Notları, Yazmak Eylemi , Şimdi Saat Kaç? , Yeni Ders Notları , Seyir Sözcükleri , Devam ,

Sözlü/ Yazılı , İnsanlık Halleri

Şiir: Ah Min-el Aşk, Dağ Şiirleri

Anı: Görsel Yolculuklar

Biyografi: Abidin, Avni Arbaş , Osman Hamdi-Bilinmeyen Resimleri

Çocuk Kitabı: Doğa Dostları

 

 

BİLGE KARASU(1930-1995)

Öykücü, romancı ve denemeci.

Bilge Karasu, bireyin sorunlarına ağırlık veren, onun günlük hayatındaki açmazlarını işleyen bir yazardır. Her insanın hayatında en az birkaç kere kafasından geçirdiği ya da yaşadığı (sevgi, dostluk, yalnızlık, tutku, inanç/inançsızlık, korku ve ölüm gibi) kavramları imgesel bir dille anlatır. Yazar günlük hayattan bahsettiği için, okuyucu hikâyedeki kahramanda ya da kişilerde kendinden parçalar bulur. Böylece kullanılan imgeleri de rahatlıkla bilinçaltında kendi yaşamına göre şekillendirip yorumlar, hikâyeyle okur arasında bir bağ oluşur. Çünkü Karasu, insanla/insanüstüyü, olağanla/olağanüstüyü yapaylığa düşmeden, metnin doğal akışı/hayatın da kurgusal akışı içinde verir.

Okurun hayal gücünü bir noktaya kadar özgür bırakır. Karasu kelimelerini özenle seçer. Dili işlenmiş, üzerinde çok çalışılmış, oynanmış bir dildir. Kullandığı arı Türkçe başka yazarlarda yapay ve zorlama dururken, onun metinlerinde hoş bir tat bırakır. Çünkü ritm düşünülerek, ses düşünülerek, görsellik düşünülerek kurulmuş, kurgulanmış, kusursuz olması istenmiş bir dille yazılmıştır.

Türkçe edebiyatın en özgün kalemlerinden biri olan Karasu “Gece” adlı kitabıyla 10 yılda bir verilen “Pegasus Ödülü”nü kazanan tek Türk Yazar’dır. Aynı zamanda felsefeci yanı olan Karasu, metinlerinde felsefi sorunları işlemiş, ya da onun metinleri felsefi incelemenin konusu olarak görülmüştür. Postmodern romanın Türkiye’deki önemli isimleri arasında değerlendirilmektedir.

Öykü: Troya’da Ölüm Vardı, Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı, Göçmüş Kediler Bahçesi, Kısmet Büfesi, Lağımlaranası ya da Beyoğlu, Susanlar(2008 öykü, şiir, deneme, röportaj)

Roman: Gece, Kılavuz

Deneme: Ne Kitapsız Ne Kedisiz, Narla İncire Gazel, Altı Ay Bir Güz

 

 

YUSUF ATILGAN(1921- 1989)

   1936 yılında Manisa Ortaokulu’nu, 1939 yılında ise Balıkesir Lisesi’ni ve ikinci sınıftan sonra askeri öğrenci olarak devam ettiği İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Nihat Tarlan’ın yönetiminde hazırladığı bitirme tezinin konusu Tokatlı Kani: Sanat, şahsiyet ve psikoloji idi. Aynı dönemde Akşehir’de Maltepe Askeri Lisesi’nde bir yıl edebiyat öğretmenliği yaptı. Üniversite öğrenciliği sırasında Türkiye Komünist Partisi’ne katılarak faaliyette bulunduğu iddiasıyla sıkıyönetim mahkemesince tutuklanarak ceza kanunu’nun 141. maddesi uyarınca hapse mahkûm edildi. altı ay Sansaryan Han’nda, dört ay da tophane cezaevi’nde olmak üzere on ay hapis yattı.

26 Ocak 1946’da serbest kalmış, öğretmenliği elinden alınmıştır. 1946 yılında Manisa’nın Hacırahmanlı Köyü’ne yerleşerek çiftçilik yaptı. 1976’da İstanbul’a döndü danışmanlık, çevirmenlik ve redaktörlük yaptı. Yazımı devam eden Canistan adlı romanını tamamlayamadan kalp krizi nedeni ile İstanbul’da öldü.

Aylak Adam ve Anayurt Oteli adlı romanlarında psikolojik yabancılaşma ve yalnızlık temasını başarıyla işleyen bir yazar olarak tanındı ve modern Türk edebiyatının önde gelen ustaları arasında yer aldı. 1987’de Anayurt Oteli romanı, Ömer Kavur tarafından aynı adlı sinema filmi olarak çekildi.

Roman: Aylak Adam, Anayurt Oteli,  Canistan

Öykü: Bodur Minareden Öte, Eylemci (Bütün Öyküleri, 1992)

Çocuk Kitabı: Ekmek Elden Süt Memeden

Çeviri: Toplumda Sanat (K. Baynes; 1980)

Piyes: Çıkış Gecesi

 

 

NEZİHE MERİÇ(1925-2009)

Türk edebiyatının önemli kadın öykücülerinden birisidir. 1970’li yıllardaki siyasî savrulmaları öyküleştirmiş, kadın ve çocuk sorunlarına eğilmiş bir yazardır. Nezihe Meriç, eleştirmenlere göre, “toplu yaşayışlarda bile kendi iç yalnızlığını sürdüren genç kız ve kadınları anlatmadaki başarısı ve şiirli havasıyla” ön plana çıktı. Yapıtlarında kadın ve çocuk sorunlarına yoğunlaştı.

Öykü: Bozbulanık, Topal Koşma, Menekşeli Bilinç, Dumanaltı, Bir Kara Derin Kuyu, Yandırma, Gülün İçinde Bülbül Sesi Var

Roman: Korsan Çıkmazı

Oyun: Sular Aydınlanıyordu, Sevdican, Çın Sabahta

Çocuk Kitapları: Alagün Çocukları, Küçük Bir Kız Tanıyorum dizisi (7 kitap), Dur Dünya Çocukları Bekle, Ahmet Adında Bir Çocuk

Anı: Çavlanın İçinde Sessizce

 

 

İNCİ ARAL(1944, Denizli-  )

1944’te Denizli’de doğdu. Manisa İlköğretmenokulu’nu ve Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümü’nü bitirdi. Samsun, Manisa ve İzmir’de ve Gazi Eğitim Enstitüsü’nde öğretmenlik yaptı. Yazmaya 1977’den itibaren dergilerde yayınlanan öyküleriyle başladı. İlk öykü kitabı 1979’da yayınlanan “Ağda Zamanı.” Bu kitapla Akademi Kitabevi 1980 İlk Kitap Öykü Başarı Ödülü’nü aldı. Kahramanmaraş’taki toplumsal olayları anlattığı “Kıran Resimleri” 1983’te yayınlandı. Bu kitapla da Nevzat Üstün Öykü Ödülü’nü kazandı. Kitap 1989’da Fransızca’ya çevrilip yayınlandı.

Öykü ve romanlarında genellikle kadın-erkek ilişkilerini, sevgiyi, kadının kimliğini, bağlılık ve özgürlük sorunlarını ele aldı.

Öykü: Ağda Zamanı, Kıran Resimleri, Uykusuzlar, Sevginin Eşsiz Kışı, Gölgede Kırk Derece, Ruhumu Öpmeyi Unuttun,

Roman: Ölü Erkek Kuşlar, Yeni Yalan Zamanlar(Yeşil-Mor-Safran Sarı) , Hiçbir Aşk Hiçbir Ölüm, İçimden Kuşlar Göçüyor,Taş ve Ten  Sadakat

Anlatı: Anılar İzler Tutkular, Unutmak,

 

 

BUKET UZUNER(1955-)

Roman, öykü ve gezi notları yazardır. Biyoloji ve Çevre Bilimi eğitimi aldı.

Hikâye: Benim Adım Mayıs, Ayın En Çıplak Günü, Güneş Yiyen Çingene, Karayel Hüznü, Şairler Şehri,

Şiirin Kızkardeşi Öykü, Yolda

Romanlar: İki Yeşil Susamuru, Anneleri, Babaları, Sevgilileri ve Diğerleri (1991), Balık İzlerinin Sesi (Yunus Nadi Roman Ödülü), Kumral Ada Mavi Tuna (İ.Ü. İletişim Fakültesi Ödülü), Uzun Beyaz Bulut – Gelibolu, İstanbullular

Gezi:  Bir Siyah Saçlı Kadının Gezi Notları, Şehir Romantiğinin Günlüğü, New York Seyir Defteri

Otobiyografi: Gümüş Yaz, Gümüş Kız

Deneme: Selin ve Cem’le Yolculuklar

 

 

MURATHAN MUNGAN(1955- )

Mardinli bir ailenin çocuğudur. Şiir, öykü, roman, deneme, tiyatro oyunu, sinema yazısı, senaryo, masal, şarkı sözü gibi farklı türlere ait eserler verdi. İlk kitabı, Mezopotamya Üçlemesi adlı oyun üçlemesinin ilki olan Mahmut ile Yezida idi (1980). Bu oyun, Türkiye İş Bankası’nın açtığı yarışmada ikincilik ödülü aldı. Sahnelenen ilk oyunu Orhan Veli’nin şiirlerinden kurgulayarak oyunlaştırdığı Bir Garip Orhan Veli oldu. 1981’de ilk defa sahnelenen bu oyun, 1993’te kitap olarak basıldı.

Sahtiyan adlı şiiri ile de “Gösteri” dergisinin 1981 Şiir Yarışması’nda birincilik ödülü alan Mungan, özellikle Metal(1994) adlı kitabındaki şiirleriyle 1980 kuşağının en çok okunan, tanınan şairleri arasında ilk sıralarda yer aldı.

Oyunlar: Mahmud ile Yezida, Taziye, Geyikler Lanetler, Bir Garip Orhan Veli

Öykü: Son İstanbul, Cenk Hikayeleri, Kırk Oda, Lal Masallar, Kaf Dağının Önü, Ressamın Sözleşmesi,  Üç Aynalı Kırk Oda, Kadından Kentler

Roman: Yüksek Topuklar

Şiir: Osmanlıya Dair Hikayat,  Kum Saati,  Sahtiyan, Yaz Sinemaları, Eski 45’likler, Mırıldandıklarım, Yaz Geçer ,

Oda-Poster ve Şeylerin Kaderin, Omayra, Metal, Oyunlar-İntiharlar-Şarkılar, Mürekkep Balığı, Başkalarının Gecesi

Erkekler İçin Divan 2001

Düzyazı: Paranın Cinleri, Metinler Kitabı, Doğduğum Yüzyıla Veda, Meskalin 60 Draje, 13+1 Fazladan Bir Kitap, Soğuk Büfe

Senaryo: Dört Kişilik Bahçe, Dağınık Yatak, Başkasının Hayatı

 

RASİM ÖZDENÖREN(1940- )

Öykülerinde, değerlerinden koparılmış ve modern kentlerin varoşlarında kıstırılmış bireyin / ailenin acılarını, yalnızlıklarını gündeme getirerek yanlışa yönlendirilmiş ülke insanının yaşadığı çarpılmayı / kültür şokunu kuşatıcı ve derinlemesine bir yaklaşımla öyküleştirmiştir. Çok Sesli Bir Ölüm ve Çözülme adlı hikayeleri ayrıca TV filmi yapılmıştır.

Eserleri: İpin Ucu, Yumurtayı Hangi Ucundan Kırmalı, Yaşadığımız Günler, Acemi Yolcu, Red Yazıları, Çözülme, Yeni Dünya Düzenin Sefaleti, Köpekçe Düşünceler, Ben ve Hayat ve Ölüm, Çok Sesli Bir Ölüm, Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler, Hışırtı, Kafa Karıştıran Kelimeler, Müslümanca Yaşamak, Çapraz İlişkiler, Gül Yetiştiren Adam, Hastalar ve Işıklar, Yeniden İnanmak, Ansızın Yola Çıkmak, Denize Açılan Kapı, Kent İlişkileri, Ruhun Malzemeleri, Kuyu, Çarpılmışlar, İki Dünya, Aşkın Diyalektiği, Toz.

 

 

OKTAY AKBAL(1923- )

ilk gerçekçi Türk romancılardan Ebubekir Hâzım Tepeyran’ın(Küçük Paşa) ana tarafından torunudur. Kendi yaşam deneyimlerinden, çocukluk anılarından yola çıkan, küçük kent insanını da gözardı etmeyen duygulu öyküler yazmaya başlamıştır. Bunlar toplumsal olaylarla ilgili gözlemlere değil, anılara ya da düşlere dayalı, içe dönük hikâyelerdir. Akbal hikâyeleri, Behçet Necatigil’in deyişiyle “Konulu hikâyeler değil de, belli konular çevresinde oluşan anılar toplamıdır”. Yazın çevrelerinde geniş ve olumlu yankı yapan Önce Ekmekler Bozuldu adlı ilk kitabını 1946’da çıkarmıştır. Onu, 1949’da Aşksız İnsanlar izlemiştir.

Öykü: Önce Ekmekler Bozuldu, Aşksız İnsanlar, Bizans Definesi, Bulutun Rengi,  Berber Aynası, Yalnızlık Bana Yasak, Tarzan Öldü, İstinye Suları, İkyaz Devrimi, İki Çocuk, Karşı Kıyılar, Hey Vapurlar Trenler, Lunapark , Ey Gece Kapını Üstüme Kapat

Roman : Garipler Sokağı, Suçumuz İnsan Olmak , İnsan Bir Ormandır, Düş Ekmeği, Yeşil Ev

Anı: Şair Dostlarım, Anı Değil Yaşam

Günce : Günlerden 1,  Anılarda Görmek, Yeryüzü Korkusu, Yüzyıldır Umutsuzluk

Deneme : Konumuz Edebiyat, Dost Kitapları, Yaşasın Edebiyat , Temmuz Serçesi, Önce Şiir Vardı , Geçmişin İçinden,

Bir de Simit Ağacı Olsaydı

Gezi : Hiroşima’lar Olmasın

 

 

NAZLI ERAY(1945- )

Yazın hayatına 16 yaşında yazdığı Mösyö Hristo isimli öyküyle başlamıştır, Gerçeküstücülük akımının niteliklerini taşıyan bu öykü çeşitli dünya antolojilerinde yer almaktadır. Kariyerinin ilerki dönemlerinde roman türüne ağırlık vermiştir. Büyülü Gerçekçilik akımının Türk Edebiyatı’ndaki temsilcilerindendir.

Öykü: Ah Bayım Ah, Geceyi Tanıdım, Kız Öpme Kuyruğu, Hazır Dünya, Eski Gece Parçaları, Yoldan Geçen Öyküler

Aşk Artık Burada Oturmuyor, Kuş Kafesindeki Tenor, Elyazması Rüyalar, Beyoğlu’nda Gezersin

Roman: Pasifik Günleri, Orphee, Yıldızlar Mektup Yazar, Arzu Sapağında İnecek Var, Ay Falcısı, İmparator Çay Bahçesi,

Uyku İstasyonu, Deniz Kenarında Pazartesi, Örümceğin Kitabı, Aşık Papağan Barı, Ayışığı Sofrası, Aşkı Giyinen Adam, Sis Kelebekleri

Deneme: Düş İşleri Bülteni

 

 

 

TAHSİN YÜCEL(1933- )

Öykü ve roman yazarı, denemeci, eleştirmen ve çevirmendir. Türk Edebiyatının en önemli çevirmenlerindendir. İlk öykü kitabı Dert Çok Hem Dert Yok’tur. Kullandığı modern sözcükler ve yalın dil, Anadolu insanına yaklaşımındaki tutarlılık ve anlatımındaki ustalıkla dikkati çekti.

Öykü: Uçan Daireler, Haney Yaşamalı, Düşlerin Ölümü, Yaşadıktan Sonra, Ben ve Öteki, Aykırı Öyküler, Komşular, Golyan Devrimi

Roman: Sonuncu, Mutfak Çıkmazı, Peygamberin Son Beş Günü, Bıyık Söylencesi, Vatandaş, Yalan , Kumru ile Kumru, Gökdelen ,

Masal:Anadolu Masalları

Deneme-Eleştiri: Yazın ve Yaşam, Yazının Sınırları, Tartışmalar, Yazın Gene Yazın, Söylemlerin İçinden, Salaklık Üstüne Deneme, Yüz ve Söz , Göstergeler (2006)

İnceleme: Dil Devrimi, Dil Devrimi ve Sonuçları, Yapısalcılık, Eleştirinin Abecesi, İnsanlık Güldürüsü’nde Yüzler ve Bildiriler, Eleştiri Kuramları

 

 

LATİFE TEKİN(1957-)

İlk kitabı “Sevgili Arsız Ölüm” 1983’te yayınlandı. Anadolu’daki köy yaşamı ve insanlarını masalımsı bir atmosferde ve “Yüzyıllık Yalnızlık” (Gabriel Garcia Marquez) tadında anlattığı bu ilk romanıyla büyük ün kazandı. Büyülü gerçekçilik akımına da yakıştırılan bu romanının ardından peş peşe diğer romanları geldi.

Roman: Sevgili Arsız Ölüm, Berci Kristin Çöp Masalları , Gece Dersleri, Buzdan Kılıçlar, Aşk İşaretleri, Ormanda Ölüm Yokmuş, Unutma Bahçesi, Muinar

Senaryo: Bir Yudum Sevgi

Anı : Gümüşlük Akademisi

Deneme: Rüyalar ve Uyanışlar Defteri

 

 

PINAR KÜR(1945- )

1971-1973 arasında Ankara’da Devlet Tiyatrosu’nda dramaturg olarak çalıştı. “Bitmeyen Aşk” adlı romanı “müstehcenlik” gerekçesiyle toplatıldı. İlk öyküleri 1971’de “Dost” dergisinde yayınlandı. Cumhuriyet, Yazko-Edebiyat, Hürriyet Gösteri, Milliyet Sanat Dergisi gibi gazete ve dergilede yayınlanan öyküleriyle ünlendi. 1979’da yayınlanan ve 12 Marrt dönemini anlatan “Yarın Yarın” romanıyla dikkat çekti.

Romanları: Yarın Yarın, Küçük Oyuncu, Asılacak Kadın, Bitmeyen Aşk, Bir Cinayet Romanı, Sonuncu Sonbahar

Öykü: Akışı Olmayan Sular, Bir Deli Ağaç, Hayalet Hikayeleri, Cinayet Fakültesi

 

 

 

LEYLA ERBİL(1931-  )

Erbil, kendinden önce yerleşmiş olan yazın akımlarına bağlı kalmadı. Psikanalizin özgürleştirici yöntemlerinden yararlanarak, dinin, ailenin, okulun, toplumsalın ürettiği tabularla dolu ideolojilere karşı 1956’da başlayan mücadelesini dilin oturmuş kelime hazinesi ve söz dizimi kuralarını değiştirme çabasıyla sürdürdü. Yeni bir biçim ve biçem geliştirdi. Başlıca düşünce kaynakları Marx ve Freud olarak belirtildi. 2002 yılında , PEN Yazarlar Derneği tarafından Nobel Edebiyat Ödülü’ne ülkemizden ilk kadın yazar adayı olarak gösterildi.

Öykü: Hallaç, Gecede, Eski Sevgili

Roman: Tuhaf Bir Kadın, Karanlığın Günü, Mektup Aşkları, Cüce, Üç Başlı Ejderha

Diğer eserleri: Tezer Özlü’den Leylâ Erbil’e Mektuplar, Düşler Öyküler, Zihin Kuşları

 

 

BAHAETTİN ÖZKİŞİ(1928- 1975)

Cumhuriyet dönemi yazarlarındandır. Destan üslubu ile hikaye ve roman yazmıştır.

Öykü kitapları: Bir Çınar Vardı,  Göç Zamanı

Romanları: Köse Kadı,  Uçtaki Adam, Sokakta

  Köse Kadı: Bu roman, kendilerini, varlığının her zerresi ile Devlet-i Ebed Müddet’e adamış Osmanlılar’ın serhadlerdeki hikâyesini anlatır. Bir bakıma Osmanlı’nın yükselişinin sonu, düşüşün başlangıcı devresinin hikâyesidir.

 SOKAKTA: Tarihimizin son 150 yılını konu olarak almıştır.

 

 

ORHAN HANÇERLİOĞLU(1916- 1991)

Felsefe ve ekonomik alanındaki sözlük çalışmalarıyla tanınır. Sanat hayatına şiirle girdi. İlk romanı “Karanlık Dünya” ile dördüncü romanı “Ekilmemiş Topraklar”’da Anadolu sorunlarını ele aldı. Diğer romanlarını ise büyük şehir yaşamlarından seçtiği sahnelerle ördü. Romanlarını birer büyük hikâye ölçüsüyle daraltması, her birinde yeni bir biçim denemesine girişmesi, dikkati çeken özelliklerindendir. Felsefe ve ekonomi konularındaki çalışmalara ağırlık verdi. Ve temel başvuru niteliğinde birçok kitap hazırladı. Ruhbilim, felsefe, ekonomi, ticaret ve inanç sözlükleri de bunların arasındadır.

Şiir: Kıvılcım

Roman: Karanlık Dünya, Büyük Balıklar, Oyun, Ekilmemiş Topraklar, Ali, Kutu Kutu İçinde, Yedinci Gün, Bordamıza Vuran Deniz , Başka Dünyalar

Öykü: İnsansız Şehir

İnceleme: Erdem Açısından Düşünce Tarihi, Mutluluk Düşüncesi, Başlangıcından Bugüne Kadar Özgürlük Düşüncesi Felsefe Sözlüğü, Düşünce Tarihi, Ekonomi Sözlüğü, İnanç Sözlüğü, Felsefe Ansiklopedisi Kavramlar ve Akımlar (7 cilt),

Felsefe Ansiklopedisi Düşünürler Bölümü (2 cilt), Ticaret Sözlüğü, Ruhbilim Sözlüğü

 

 

KÜRŞAT BAŞAR(1963- )

Öykü: Kış İkindisinin Evinde

Roman: Konuştuğumuz Gibi Uzaklara, Sen Olsaydın Yapmazdın Biliyorum, Aşkı Bulmanın ve Korumanın Yolları

Deneme: İğreti Yaşamlar, Başucumda Müzik , Çok Güldük Ağlamayalım

 

 

 

CEZMİ ERSÖZ(1959- )

Yazın dünyasına yayımlanan şiir ve eleştirileriyle girdi. Reklam yazarlığı ve gazetecilik yaptı. İnsan-dünya ilişkisini, duygular ve olaylar karşılaştırması yaparak anlattığı çoğu eserinde hayatı sorgular. Gündelik zorunluluklardan, en temel ihtiyaçlardan ve insanın vazgeçemediği tutkularından bahseder. Eserlerinde yoğun bir melankoli ve karamsarlık fark edilir. İnsanın iç yolculuğunu melankolik bir dille anlatan bir yazardır.

Şiir: Şehirden bir Çocuk Sevdin Yine, Yok karşılığı Yüzünün

Deneme-eleştiri: Ancak Bir Benzerim Öldürebilir Beni, Annelik Oyunu Bitti, Haritanın Yırtılan Yeri, Hayat Bir Emrin Var mı? , Hayallerini Yak Evini Isıt , Kafka Market , Kırk Yılda bir Gibisin , Saçlarını Kardeş Kokusu , Son Yüzler

İçime Gir Ama Sigaranı Söndürme, Bana Türkçe bir Ekmek Ver

 

ORHAN DURU(1933-2009)

Veterinerlik Fakültesi’nden mezun oldu. Gazeteciliği kendine meslek olarak seçti. İngilizce science-fiction sözünü Türkçe’ye bilim-kurgu olarak tercüme eden, kullanan ve bu sözcüğü Türkçe’ye kazandıran kişidir. Ağır İşçiler adlı öyküsüyle 1970 TRT Sanat Ödülleri Yarışmasında başarı ödülü ve Fırtına ile 1997 Sait Faik armağanını Erdal Öz ile paylaştı.

Hikaye: Bırakılmış Biri, Denge Uzmanı, Ağır İşçiler, Yoksullar Geliyor, Şişe, Bir Büyülü Ortamda, Sarmal, Fırtına, Yeni ve Sert Öyküler, Küp, Kazı, Durgun ve İşsiz

Deneme: Kıyı Kıyı Kent Kent, Hormonlu Kafalar, İstanbulin, Tango Geceleri,

Anı: O Pera’daki Hayalet

 

 

SEVİM BURAK(1931-1983)

Öyküleri bilinç akışı tekniğinin yetkin örnekleri olarak kabul edilir. Genellikle kadın sorunlarını anlattığı yapıtlarında şiirsel bir dil kullanmıştır.

Öykü: Yanık Saraylar, Afrika Dansı, Palyaço Ruşen, Ford Mach(roman-tamamlanmamış)

Oyun: Sahibinin Sesi, Everest My Lord,

 

TOMRİS UYAR(1941-2003)

Öykü yazarı ve çevirmendir. Turgut Uyar’ın eşi. Yürekte Bukağı ve Yaza Yolculuk öykü kitapları ile Sait Faik Hikâye Armağanı’nı aldı. 60’ı aşkın çevirisi kitaplaşan Uyar’ın günlükleri, “Gündökümü” genel başlığı altında, yayımlandı.

Eserleri: İpek ve Bakır, Ödeşmeler, Dizboyu Papatyalar, Yürekte Bukağı,  Yaz Düşleri/Düş Kışları, Gecegezen Kızlar,

Rus Ruleti- Dön Geri Bak, Yaza Yolculuk, Sekizinci Günah,  Otuzların Kadını, Aramızdaki Şey

 

 

TEZER ÖZLÜ(1943-1986)

Özellikle Çocukluğun Soğuk Geceleri ve Yaşamın Ucuna Yolculuk olmak üzere az sayıda kitabıyla tanınır. Yazar Demir Özlü ile yazar ve çevirmen Sezer Duru’nun kardeşidir. 1962 – 1963 yıllarında otostopla Avrupa’yı gezdi. 1980’de ilk romanı olan Çocukluğun Soğuk Geceleri yayımlandı. Kendisini derinden etkilemiş üç yazar olan Svevo, Kafka ve Pavese’nin izinden giderek yazdığı ikinci romanı 1983’te Auf den Spuren eines Selbstmords (Bir İntiharın İzinde) adıyla yayımlandı. 1983 Marburg Yazın Ödülü’nü kazanan kitap, yazar tarfından Yaşamın Ucuna Yolculuk adıyla Türkçe olarak bir anlamda yeniden yazıldı ve bu haliyle 1984’te basıldı. Öyküleri Eski Bahçe – Eski Sevgi adıyla yayınlandı. Günce ve anlatılarından bazı parçalar ise Kalanlar (1990) adlı küçük bir kitapçıkta bir araya getirildi. Özlü’nün yayımlanmamış senaryosu Zaman Dışı Yaşam da 1993’ten itibaren yazarın tüm yapıtlarını yayımlayan YKY tarafından basıldı. Bu seride, yazarın dostu Leyla Erbil’e yazdığı mektuplardan oluşan Tezer Özlü’den Leyla Erbil’e Mektuplar (1995) da bulunmaktadır.

 

VEDAT TÜRKALİ(1919-  )

Senarist, şair ve romancı.  Asıl Adı Abdülkadir Demirkan  (1950’li yıllarda Abdülkadir Pirhasan)dır. Bir Gün Tek Başına ve Mavi Karanlık gibi romanları Türk edebiyatının en büyük eserleri arasına girmiş; daha sonra da Yeşilçam Dedikleri Türkiye ve Tek Kişilik Ölüm romanlarını da yazmıştır. Vedat Türkali, oyuncu Deniz Türkali ve yönetmen Barış Pirhasan’ın babası, Deniz Türkali’nin kızı şarkıcı Zeynep Casalini’nin dedesidir.

Roman: Bir Gün Tek Başına, Mavi Karanlık, Yeşilçam Dedikleri Türkiye, Güven (2 cilt ), Tek Kişilik Ölüm,  Yalancı Tanıklar Kahvesi

Senaryo: Dolandırıcılar Şahı, Üç Tekerlekli Bisiklet, Otobüs Yolcuları,  Şehirdeki Yabancı, Karanlıkta Uyananlar, Bedrana,  Güneşli Bataklık, Kara Çarşaflı Gelin, Kızgın Delikanlı ve Erkek Ali, Fatmagül’ün Suçu Ne?

Şiir: Eski Şiirler Yeni Türküler  (Salkım salkım tanyelleri estiğinde, bekle bizi İstanbul)

Oyun: 141. Basamak, Bu Ölü Kalkacak, Dallar Yeşil Olmalı

 

AYLA KUTLU(1938-)

1976-1977’de ilk hikaye ve yazıları Özgür İnsan dergisinde Aygen Berel adıyla yayınlandı. 13’üncü Antalya Film Festivali’nde film öyküsü dalında ikincilik kazandı. Beş eseri filme alındı.

ROMAN: Kaçış (1979) Islak Güneş,  Cadı Ağacı, Tutsaklar, Bir Göçmen Kuştu O,  Hoşçakal Umut, Kadın Destanı

ÖYKÜ: Hüsnüyusuf Güzellemesi (1984)Sen de Gitme Triyandafilis (1990)Mekruh Kadınlar Mezarlığı (1995)

ÇOCUK KİTAPLARI: Merhaba Sevgi, Yıldız Yavrusu, Başı Kuştu Çocuk, Küçük Mavi Tren, Kendini Köpek Sanan Ayakkabılar, Harika İkizler.

 

 

PERİDE CELAL(1916-)

“Ak Kızın Hikayesi” adlı ilk öyküsü 1935’te Yedigün dergisinde yayınlandı. Kolay okunan romanlarıyla tanındı. Başlangıçta hareketli aşk ve serüven kitapları yazdı. 1950’den sonra ise gözlem, sanat ve çözümleme yanları ağır basan ürünler verdi.

ROMAN: Sönen Alev (1938) Yaz Yağmuru (1940) Ana-Kız (1941) , Kızıl Vazo (1941) , Ben Vurmadım (1942) , Atmaca (1944)

Aşkın Doğuşu (1944) , Yıldıztepe (1945) , Dar Yol (1949) , Kırkıncı Oda (1958) , Gecenin Ucundaki Işık (1936) , Güz Şarkısı (1966)

Evli Bir Kadının Günlüğünden (1971) , Üç Yirmidört Saat (1977)

ÖYKÜ: Jaguar (1978) , Bir Hanımefendinin Ölümü (1981) ,Pay Kavgası (1985) , Melahat Hanımın Düzenli Yaşamı

 

1950 KUŞAĞI ÖYKÜCÜLERİ

1950 Kuşağı öykücülerinin ilk kitapları İshak (Onat Kutlar), Bırakılmış Biri (Orhan Duru), Yorgunlar (Erdal Öz), Kaçkınlar (Ferit Edgü), Bunaltı (Demir Özlü) ve Panayır’ın(Adnan Özyalçıner)

 

 

About these ads
Yorumlar
  1. memet diyor ki:

    öldum ulan öldum ne kadar bos adam varsa hepsını yazmıslar buraya arkadas anlamadım kı ne gerek var ki???

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s